Ana sayfa Yargı Kararları Y1HD 12.1.2009 E.2008/11002 – K.2009/66

Y1HD 12.1.2009 E.2008/11002 – K.2009/66

468
0

– Tapu İptali Ve Tescil (Hile İle Alınan Vekaletname)

 

– Hile (Vekaletname Alınması – Tapu İptali Ve Tescil)

 

– Vekaletin Hile İle Alınması (Tapu İptali Ve Tescil)

 

– Vekaletin Kötüye Kullanılması (Tapu İptali Ve Tescil)

 

– Subjektif İyiniyet (Hile İle Alınan Vekaletname)

TMK.2,3818 Sa.Ka.31,390

Dava, hileye düşürülmek ve kandırılmak suretiyle kendisinden vekaletname alınarak taşınmazının satıldığı iddiası ile tapu iptali ve tescil talebine ilişkindir. Vekaletin hile ile alındığı iddiası vekaletin kötüye kullanıldığı iddiasını da içerir. Mahkeme bu yönde araştırma yapmamıştır.

Vekil ile işlem yapan kişi, vekalet görevinin kötüye kullanıldığını biliyor veya bilebilecek durumda ise vekil ile yaptığı sözleşme vekil edeni bağlamaz. Vekaletin kötüye kullanıldığı iddiası yönünden taraf delilleri toplanarak sonuca göre karar verilmesi gerekir.

DAVA ve KARAR:

Taraflar arasında görülen davada;

Davacılardan Mevlüt, 715 parsel sayılı taşınmazını dava dışı oğlu İsmail`in tehdit ile elinden alarak davalı Nazmi`ye satış suretiyle temlik ettiğini,  satış bedelinin de ödenmediğini; davacı Hatice ise, 719 parsel sayılı taşınmazını dava dışı oğlu İsmail`in hilesi ile ve kiraya vereceğini bildirerek aldığı vekaletname ile davalı Mehmet`e sattığını, bu durumu yeni öğrendiklerini, İsmail`in kendilerini aldattığını bedel de ödemediğini ileri sürerek, iptal ve   tescil isteminde bulunmuşlardır.

Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, 715 parsel sayılı taşınmaz yönünden, davanın bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı; 719 parsel sayılı taşınmaz yönünden ise iddiaların kanıtlanamadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir.

Karar, davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla;Tetkik Hakimi S. Ö.`nün raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi,   gereği görüşülüp, düşünüldü:

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ KARARI:

Dava, hile hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacı Mevlüt`ün 715 parsel sayılı taşınmazdaki ılı payını 6.2.1998 tarihinde dava dışı İsmail`e temlik ettiği, İsmail`in de 11.12.2000 tarihli akitle bu payı davalı Nazmi`ye devrettiği ve mahkemece yapılan araştırma, inceleme neticesinde davada dayanılan hile hukuksal nedeni bakımından davanın açılış tarihine göre, Borçlar Kanunu`nun 31. maddesinde öngörülen i yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği belirlenerek, bu parsel ve pay yönünden davanın reddedilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Öyle ise, davacı Mevlüt`ün temyiz itirazları yerinde değildir, reddine.

Diğer davacı Hatice`nin temyiz itirazlarına gelince; davacı Hatice`nin 28.4.2003 tarihinde oğlu olan dava dışı İsmail`i vekil tayin ettiği ve    İsmail tarafından davacı Hatice`nin maliki olduğu 719 nolu parselin değinilen bu vekaletname kullanılarak davalı Mehmet`e 30.6.2004 tarihinde satış suretiyle temlik edildiği ve Mehmet tarafından da 9.7.2004 tarihli akitle dava sırasında ve dava dışı Ahmet`e satıldığı ve sicil kaydının devredildiği görülmektedir.

Davacı Hatice, hileye düşürülmek ve kandırılmak suretiyle vekaletin elde edinildiğini ve maliki olduğu çekişme konusu taşınmazın temlik edildiğini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.

Hemen belirtilmelidir ki, vekaletin hile ile alındığı iddiası aynı zamanda vekaletin kötüye kullanıldığı iddiasını da içerir. Oysa, mahkemece bu konuda bir araştırma yapılmış değildir.

Bilindiği üzere; Borçlar Kanunu`nun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.

Borçlar Kanunu`nda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı  en önde, gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2. maddesinde “vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir … ” hükmüne yer verilmiştir.

Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır.  Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur.

Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmemesi, ona dürüstlük kuralım, sadakat ve özen borcunu  gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyanca sorumlu olur.

Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanun`un 3. maddesi anlamında iyiniyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil, vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır;  vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.

Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötüniyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanun`un 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden   (resen) gözönünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötüniyeti teşvik etmek, en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış; daima mahkum edilmiştir.   Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.

Hal böyle olunca, çekişme konusu 719 parsel sayılı taşınmazın davanın devamı sırasında dava dışı kişiye kayden devredildiği gözetilerek, öncelikle HUMK.`nun 186. maddesindeki usulü işlemin tamamlanması, ondan sonra vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiası bakımından tarafların iddia ve savunması doğrultusunda delillerinin toplanması, yukarıda belirlenen ilkeler de gözetilmek suretiyle elde edilen olgu ve bulgular değerlendirilerek neticesine göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile 719 parsel sayılı taşınmaz ile ilgili davanın reddine karar verilmiş olması isabetsizdir.

SONUÇ: Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Y.1.H.D. 12.1.2009 E.2008/11002 – K.2009/66

– TAPU İPTALİ VE TESCİL (Hile ile Alınan Vekaletname) – HİLE (Vekaletname Alınması – Tapu İptali ve Tescil) – VEKALETİN HİLE İLE ALINMASI (Tapu İptali ve Tescil) – VEKALETİN KÖTÜYE KULLANILMASI (Tapu İptali ve Tescil) – SUBJEKTİF İYİNİYET (Hile ile Alınan Vekaletname) –

TMK.2,3 – 818 Sa.Ka.31,390

Dava, hileye düşürülmek ve kandırılmak suretiyle kendisinden vekaletname alınarak taşınmazının satıldığı iddiası ile tapu iptali ve tescil talebine ilişkindir. Vekaletin hile ile alındığı iddiası vekaletin kötüye kullanıldığı iddiasını da içerir. Mahkeme bu yönde araştırma yapmamıştır.

Vekil ile işlem yapan kişi, vekalet görevinin kötüye kullanıldığını biliyor veya bilebilecek durumda ise vekil ile yaptığı sözleşme vekil edeni bağlamaz. Vekaletin kötüye kullanıldığı iddiası yönünden taraf delilleri toplanarak sonuca göre karar verilmesi gerekir.

DAVA ve KARAR:

Taraflar arasında görülen davada;

Davacılardan Mevlüt, 715 parsel sayılı taşınmazını dava dışı oğlu İsmail`in tehdit ile elinden alarak davalı Nazmi`ye satış suretiyle temlik ettiğini, satış bedelinin de ödenmediğini; davacı Hatice ise, 719 parsel sayılı taşınmazını dava dışı oğlu İsmail`in hilesi ile ve kiraya vereceğini bildirerek aldığı vekaletname ile davalı Mehmet`e sattığını, bu durumu yeni öğrendiklerini, İsmail`in kendilerini aldattığını bedel de ödemediğini ileri sürerek, iptal ve tescil isteminde bulunmuşlardır.

Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, 715 parsel sayılı taşınmaz yönünden, davanın bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı; 719 parsel sayılı taşınmaz yönünden ise iddiaların kanıtlanamadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir.

Karar, davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi S. Ö.`nün raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü:

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ KARARI:

Dava, hile hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.


Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacı Mevlüt`ün 715 parsel sayılı taşınmazdaki ılı payını 6.2.1998 tarihinde dava dışı İsmail`e temlik ettiği, İsmail`in de 11.12.2000 tarihli akitle bu payı davalı Nazmi`ye devrettiği ve mahkemece yapılan araştırma, inceleme neticesinde davada dayanılan hile hukuksal nedeni bakımından davanın açılış tarihine göre, Borçlar Kanunu`nun 31. maddesinde öngörülen i yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği belirlenerek, bu parsel ve pay yönünden davanın reddedilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Öyle ise, davacı Mevlüt`ün temyiz itirazları yerinde değildir, reddine.

Diğer davacı Hatice`nin temyiz itirazlarına gelince; davacı Hatice`nin 28.4.2003 tarihinde oğlu olan dava dışı İsmail`i vekil tayin ettiği ve İsmail tarafından davacı Hatice`nin maliki olduğu 719 nolu parselin değinilen bu vekaletname kullanılarak davalı Mehmet`e 30.6.2004 tarihinde satış suretiyle temlik edildiği ve Mehmet tarafından da 9.7.2004 tarihli akitle dava sırasında ve dava dışı Ahmet`e satıldığı ve sicil kaydının devredildiği görülmektedir.

Davacı Hatice, hileye düşürülmek ve kandırılmak suretiyle vekaletin elde edinildiğini ve maliki olduğu çekişme konusu taşınmazın temlik edildiğini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.

Hemen belirtilmelidir ki, vekaletin hile ile alındığı iddiası aynı zamanda vekaletin kötüye kullanıldığı iddiasını da içerir. Oysa, mahkemece bu konuda bir araştırma yapılmış değildir.

Bilindiği üzere; Borçlar Kanunu`nun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.

Borçlar Kanunu`nda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde, gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2. maddesinde “vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir … ” hükmüne yer verilmiştir.

Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur.

Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmemesi, ona dürüstlük kuralım, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyanca sorumlu olur.


Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanun`un 3. maddesi anlamında iyiniyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil, vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır; vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.

Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötüniyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanun`un 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) gözönünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötüniyeti teşvik etmek, en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış; daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.

Hal böyle olunca, çekişme konusu 719 parsel sayılı taşınmazın davanın devamı sırasında dava dışı kişiye kayden devredildiği gözetilerek, öncelikle HUMK.`nun 186. maddesindeki usulü işlemin tamamlanması, ondan sonra vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiası bakımından tarafların iddia ve savunması doğrultusunda delillerinin toplanması, yukarıda belirlenen ilkeler de gözetilmek suretiyle elde edilen olgu ve bulgular değerlendirilerek neticesine göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile 719 parsel sayılı taşınmaz ile ilgili davanın reddine karar verilmiş olması isabetsizdir.

SONUÇ: Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Y.1.H.D. 12.1.2009 E.2008/11002K.2009/66

Önceki makaleY4HD 20.2.2009 E.2008/6590 – K.2009/2462
Sonraki makaleY9HD 9.6.2009 E.2009/20489 – K.2009/16455

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.