Ana sayfa Yargı Kararları YCGK 10.2.2009 E.2008/1-211 – K.2009/21

YCGK 10.2.2009 E.2008/1-211 – K.2009/21

104
0

– Suç Ve Cezaların İçtimaı (Eski Ve Yeni Ceza Kanunlarında)
– Lehe Olan Kanun Hükümlerinin Uygulanmasında Usul
– Ceza Hukukunda Zaman Bakımından Uygulama
– Takdiri İndirim Hükmünün Uygulanması Veya Uygulanmaması İlkeleri
– Kasten Öldürme Suçunun Nitelikli Hali (Lehe Kanun Uygulaması – Cezanın Takdiri)
– Lehe Kanun Hükümlerin Takdiri Ve Uygulanmasında İlkeler
– Cezanın İnfazı (Lehe Kanun Uygulaması) –

5275 Sa.Ka.98, 99, 101, 107 CMK.272, 286 TCK.7/2-3, 29/1, 42, 53, 54, 59, 62/1, 63, 81, 82/1-d5252 Sa.Ka.9/3 – 765 Sa.Ka.2, 51/1, 54, 59, 68, 70, 71/1-2, 72, 73, 74, 75, 77, 449/1, 450/16136 Sa.Ka.13/1 1412 Sa.Ka.305, 402, 403, 405

Sanığın eşi ve iki oğlunu öldürme suçundan yapılan yargılamasında:

1. Sanığın eylemine:

Suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCY.`nın 449/1, 51/1, 59/1, 450/1, 51/1, 59/1, 450/1, 51/1, 59/1. maddeleri ile; sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı Yasanın 82/1-d, 29/1, 62/1. maddelerinin üçer kez ayrı ayrı uygulanmasıyla ortaya çıkan sonuç.

Cezalar karşılaştırıldığında, 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının sanık lehine sonuç veren yasa olduğu açık olduğundan lehe yasa belirlenmesinde 765 sayılı Yasaya göre bulunan içtimalı cezaların değil, her suç yönünden ayrı ayrı değerlendirme yapılması yasal zorunluluktur.

2. Öldürme suçlarından dolayı lehe yasa değerlendirmesi ve uygulama yaparken, bu suçlardan verilecek cezanın içtimalı miktarı üzerinden değil de her suç bakımından önceki ve sonraki yasaları ayrı ayrı tatbik ederek 5237 sayılı Yasanın daha lehe sonuç doğurduğunu saptayan ve uygulayan Yerel Mahkeme direnme hükmünde bir isabetsizlik bulunmamakta,

Her ne kadar Yerel Mahkemece her suç yönünden ayrı ayrı tayin ettiği cezaların 765 sayılı Yasanın 77. maddesi uyarınca içtimasına ve sonuç hapis cezasının 36 yıl olarak sınırlandırılmasına karar verilmemiş ise de, bu hususta 5275 sayılı Yasanın 98 vd. maddeleri uyarınca her zaman karar alınması mümkün bulunduğundan, direnme hükmünün bu hususa işaretle yetinmek suretiyle onanmasına karar verilmelidir.

DAVA ve KARAR:

Sanık E….. K…..`nin eşi ve iki oğlunu öldürme suçundan 5237 sayılı Yasa hükümlerinin lehe olduğu kabul edilerek;

1- Oğlu O…. K…..`yi öldürmek suçundan 5237 sayılı TCY.`nın 82/1-d, 29/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca 18 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hakkında 5237 sayılı Yasanın 53. maddesinin tatbikine,

2- Oğlu H… K…..`yi öldürmek suçundan 5237 sayılı TCY.`nın 82/1-d, 29/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca 18 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hakkında 5237 sayılı Yasanın 53. maddesinin tatbikine,

3- Eşi Y…… K……`yi öldürmek suçundan 5237 sayılı TCY.`nın82/1-d, 29/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca 18 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına hakkında 5237 sayılı Yasanın 53. maddesinin tatbikine,

5237 sayılı TCY.`nın 63. maddesinin uygulanmasına ve tutukluluk halinin devamına,

4- 6136 sayılı Yasanın 13/1 ve TCY.`nın 59. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 50,00.- YTL. adli para cezasıyla cezalandırılmasına, suç eşyalarının TCY.`nın 54. maddesi uyarınca müsaderesine ilişkin

Eyüp 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 14.12.2005 gün ve 427-442 sayılı hüküm, re`sen temyize tabi olmasının yanında, Sanık müdafii tarafından da temyiz edilmekle dosyayı inceleyen

Yargıtay 1. Ceza Dairesince 14.3.2007 gün ve 6301-1448 sayı;

“5237 sayılı Türk Ceza Kanununda içtima hükümlerinin bulunmaması nedeniyle sanığa 5237 sayılı TCK. uyarınca adam öldürme suçlarıyla, 6136 sayılı Yasaya muhalefet suçlarından verilen ve içtima ettirilemeyen cezaların infaz sırasında sanığın aleyhine sonuç yaratıp, daha fazla süre cezaevinde kalmasına neden olacağından; 5237 sayılı TCK. hükümlerinin aleyhe olduğu ve bu nedenle 765 sayılı TCK. hükümleri uyarınca ceza tayin edilip aynı yasa uyarınca cezaların içtima ettirilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm tesisinin…” isabetsizliğinden bozulmuştur.

Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesince 8.1.2008 gün ve 460-2 sayı;

6136 sayılı Yasaya muhalefet suçu yönünden 5237 sayılı yasada lehe bir düzenleme bulunmadığı, Sanığın eşi ve oğulları Hacı ve Osman`ı öldürme suçu yönünden yapılan değerlendirmede ise sanığın oğullarını öldürmekten dolayı eylemine uyan 765 sayılı TCY.`nın 450/1, 51/1, 59/1. maddesinin iki kez uygulanması halinde 30`ar yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılması ve eşini öldürmekten dolayı 449/1, 51/1, 59/1. maddeleri uyarınca 20 yıl ağır hapis ile cezalandırılması gerektiği, 5237 sayılı Yasanın 82/1-d, 29/1, 62/1. maddesinin uygulanması halinde ise sanığa her suç yönünden verilecek cezaların 18 yıl 4 er ay hapis cezası olacağı, 5237 sayılı TCY. hükümlerinin öldürme suçları yönünden sanık lehine olduğu, gerekçeleriyle önceki hükümde direnmeye karar verilmiştir.
Re`sen temyize tabi olan bu hüküm, sanık müdafii tarafından da temyiz edilmekle, Yargıtay C. Başsavcılığının “bozma” istekli 16.9.2008 gün ve 159194 sayılı tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilen dosya,

Yargıtay Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

YARGITAY CEZA GENEL KURULU KARARI:

Toplanan kanıtlara göre, Sanığın eşi ve iki oğlunu tahrik altında öldürme suçlarından cezalandırılmasında bir isabetsizlik ve bu kapsamda suçun sübutu ve nitelendirilmesinde de herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasında oluşan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, lehe yasanın her suç yönünden ayrı ayrı mı, yoksa infaz hükümleri de dikkate alınmak suretiyle içtimalı ceza miktarı üzerinden mi belirleneceğine ilişkindir.

1- Lehe yasanın belirlenmesine ilişkin hukuk normları:

Ceza yasalarının zaman bakımından uygulanmasına ilişkin kurallar 765 sayılı TCY.`nın 2, 5237 sayılı TCY.`nın 7/2-3 ve 5252 sayılı Türk Ceza Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Yasanın “Lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul” başlıklı 9/3. maddesinde düzenlenmiştir.

23.2.1938 gün ve 23/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında ise;

“Suçun işlendiği zamanın yasası ile sonradan yürürlüğe giren yasa hükümlerinin farklı olması halinde, her iki yasanın birbirine karıştırılmadan, ayrı ayrı somut olaya uygulanıp, her iki yasaya göre hükmedilecek cezalar belirlendikten sonra, sonucuna göre lehte olanı uygulanmalı” şeklinde lehe yasanın tespitinde başvurulacak yöntem ilkelere bağlanmıştır.

5252 sayılı Yasanın 9/3. maddesi, 23.2.1938 gün ve 23/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ve öğretideki görüşler birlikte değerlendirildiğinde; lehe yasanın belirlenmesi yöntemi, sabit kabul edilen olaya her iki yasanın ilgili tüm hükümlerinin birbirine karıştırılmaksızın uygulanmak suretiyle ayrı ayrı sonuçlar belirlenmesini ve bunların karşılaştırılmasını gerektirmektedir. Ancak bu karşılaştırmada, hükmün tesisi aşamasında uygulanması gereken normlarla, hükmün infazına ilişkin normlar birlikte değil, ayrı ayrı değerlendirmeye tabi tutulacaktır. Bu değerlendirmede hükmün tesisi aşamasında uygulanması gereken düzenlemelerin aynı yasa kapsamında bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, sadece bir yasa değil bir müesseseyle ilgili düzenlemelerin yer aldığı yasalar birlikte değerlendirilecektir.

2- Cezaların içtimaı, içtimaın sonuçları ve içtima hükümlerinin hukuki niteliği:

a- 765 sayılı TCY.`nda cezaların içtimaı ile ilgili hükümler ve kabul edilen ilkeler:
765 sayılı TCY.`nın 68-77. maddeleri arasında cezaların içtimaı kurallarına yer verilmiş ve özetle şu ilkeler kabul edilmiştir.

Birinci ilke; cezaların mümkün oldukça toplanmasıdır. Buna göre,aynı nev`iden olan cezalar birbirleri ile toplanacak, cezalar ayrı nev`iden ise her biri ayrı ayrı infaz edilecektir. (765 sayılı TCY.`nın 71/1, 72, 74 ve 75. md.)

Cezaların çevrilmesi ilkesi de denilen ikinci ilke; bazı cezalarda toplama sisteminin imkânsız olması veya fazla ağır sonuçlar doğurması halinde, nev`ilerinin değiştirilmesinden ibarettir. (765 sayılı TCY.`nın 70, 71/2 ve 73. md)
Üçüncü ilke; içtima kurallarının uygulanması suretiyle elde edilecek cezaların yasada belirlenen genel bir yukarı sınırı aşmamasıdır.

b- Cezaların içtimaının hukuki niteliği:

Cezaların içtimaına ilişkin hükümlere 765 sayılı TCY.`nda yer verilmiş olunmasına karşın, cezaların birleştirilmesinin “bir yaptırım hukuku-infaz hukuku” kurumu olduğu, birleştirmeye rağmen, cezaları birleştirilen her suçun cezasının “hukuken ortadan kalkmadığı” (Prof. Dr. Kayıhan İçel, Prof. Dr. Füsun Sokullu-Akıncı, Dr. İzzettin Özgenç, Dr. Adem Sözüer, Dr. Fatih S. Mahmutoğlu, Dr. Yener Ünver, Yaptırım Teorisi, İst.-2000, s.277), yine benzer şekilde içtima sonunda verilen “toplam ceza” içindeki “unsur-cezalar”ın erimedikleri, kaybolmadıkları, cezaların içtimaı dışındaki haller bakımından “varlıklarını korudukları” savunulmuştur. (Prof. Dr. Faruk Erem, Prof. Dr. Ahmet Danışman, Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara-1997, 14. bası, s. 918)

Öte yandan çeşitli yargısal kararlarda da; “İçtimaya dâhil olan cezalardan herbiri hakkında zamanaşımının ayrı ayrı cereyan edeceği” (CGK. 3.6.1940 gün ve 125-108), “ehliyetnamenin muvakkaten geri alınmasının her ceza için ayrı ayrı uygulanması gerekeceği” (CGK. 15.3.1976 gün ve 105-108), “CYUY.`nın 305. maddesi uyarınca kendiliğinden temyize tabi olma koşulları incelenirken, içtima sonucu belirlenen toplam ceza miktarına bakılmayıp, herbir mahkumiyet hükmünde tayin olunan ceza sürelerinin ayrı ayrı gözönünde bulundurulacağı” (CGK. 20.2.2001 gün ve 21-25), “içtimaya konu cezaların, içtima sonunda belirlenen toplam cezadan ayrı olarak varlıklarını koruyup hüküm doğuracakları” ve yine “TCY.`nın 68 ilâ 77. maddelerinde yazılı içtima hükümlerinin yasal tipe uygun ihlalin karşılığı olan ceza normları olmayıp, cezaların toplanması, çevrilmesi ve sınırlandırılmasına ilişkin infazı ilgilendiren kurallar olduğu ve kazanılmış hak oluşturmayacağı” (CGK. 8.10.2002 gün ve 179-354) belirtilmiştir.

c- Yeni ceza mevzuatında cezaların içtimaı ile ilgili düzenlemeler:

5237 sayılı TCY.`nda cezaların içtimaına yer verilmeyip

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Yasanın 99. maddesinde,
“Bir kişi hakkında hükmolunan herbir ceza diğerinden bağımsızdır, varlıklarını ayrı ayrı korurlar.” kuralı benimsendikten sonra,

Bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümlerin bulunması halinde, koşullu salıverilme hükümlerinin uygulanabilmesi yönünden mahkemeden bir toplama kararı isteneceği, 101. maddesinde ise 99 uncu madde gereğince cezaların toplanması gerektiğinde, bu hususta hüküm vermek yetkisinin en fazla cezaya hükmetmiş bulunan mahkemeye ait olacağı, yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı CYUY.`nın 402, 403 ve 405. maddelerindeki düzenlemelere benzer şekilde belirtilmiştir.

Görüldüğü gibi gerek yargısal kararlarda gerekse öğretide tartışmasız kabul edilen ilkeler şunlardır.

1- Cezaların içtimaı bir infaz kurumu ve işlemidir.

2- İçtimaya dâhil olan suçlar hukuken bağımsızlıklarını korurlar ve her suç yönünden ayrı ayrı sonuç doğururlar,

3- İnfaza ilişkin uygulamalar kazanılmış hak oluşturmadığından, içtima uygulaması sırasında lehe oluşan hatalar da kazanılmış hakka konu olmazlar,
1412 sayılı CYUY., 765 sayılı TCY. ve 647 sayılı CİY. döneminde kabul edilen bu ilkeler, 5271 sayılı CYY., 5237 sayılı TCY. ve 5275 sayılı CGTİH. Yasa döneminde de geçerliliğini korumaktadır. Yeni yasal dönemde yasakoyucu cezaların içtimaına ilişkin kurallara 5237 sayılı Yasa içinde yer vermemek suretiyle, infaz hukukunu daha net ve daha doğru bir yasal temele kavuşturmuştur.

Bu ilkeler ve yasal düzenlemeler kapsamında, lehe yasa belirlenmesinde 765 sayılı Yasa kapsamındaki içtimalı cezaların değil, her suç yönünden ayrı ayrı değerlendirme yapılarak, herbiri için tayin edilen cezanın dikkate alınması yasal zorunluluktur. Böyle bir kabul 5252 sayılı Yasanın 9/3 ve 23.2.1938 gün ve 23/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının da doğal sonucudur.

Ceza Genel Kurulunca ulaşılan sonuç:

1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen ve lehe olması nedeniyle 5237 sayılı TCY. hükümleri uygulanan durumda, hükümde cezaların içtimaına karar verilmesine yasal olanak bulunup bulunmadığı sorusunun da yanıtlanması gerekmektedir.

5275 sayılı Yasanın 99. maddesindeki;

“…bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümler bulunur ise, 107 nci maddenin uygulanabilmesi yönünden mahkemeden bir toplama kararı istenir.” hükmü uyarınca bu soruya olumlu cevap vermek ilk bakışta mümkün görülmemektedir.
Ancak, anılan maddenin atıfta bulunduğu 107. madde incelendiğinde, maddedeki toplama işleminin koşullu salıverilme süresinin hesaplanması amacına matuf ve matematiksel basit bir toplama işleminden ibaret bulunduğu, norm ile hâkime herhangi bir şekilde takdir ve değerlendirme yetkisinin tanınmadığı, değişmez ve dönüşmez süreleri ihtiva ettiği, gerek hükümde gerekse hükmün sonuçlarında herhangi bir değişiklik yaratmadığı, bu haliyle hükmün tesisi aşamasında içtima kararı verilmemesinin 5237 sayılı Yasanın yaptırım sistemine uygun olduğu ve kesinleşme koşulunun aranmasının herhangi bir hak kaybına da yol açmayacağı ortaya çıkmaktadır. Açıktır ki, anılan normun uygulamasında cezaları içtima eden hâkimin hiçbir şekilde takdir ve değerlendirme yetkisi bulunmamakta veya cezanın bir başka cezaya dönüşmesi söz konusu olmamakta, bir başka ifadeyle hâkim veya mahkemenin takdirine dayalı değişim olanağı bulunmamaktadır.

Çözümü gereken bir başka husus ise, takdir ve değerlendirme gerektiren veya cezanın bir başka cezaya dönüşmesi icap eden ya da cezaların bir kısmının infaz rejiminin diğerinden farklı olduğu ahvalde 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen suçlar yönünden hücre cezasının da varlığını koruduğu gerçeği karşısında hükmün kesinleşmesi koşulunun aranıp aranmayacağıdır.

765 sayılı TCY.`nın 70. maddesi uyarınca birden çok ağırlaştırılmış müebbet (ağır) hapse mahkûmiyet halinde, bir yıldan altı yıla kadar, ağırlaştırılmış müebbet hapis ile müebbet (ağır) hapis cezasına mahkumiyet halinde dokuz aydan beş yıla kadar, birden çok müebbet (ağır) hapse mahkûmiyet halinde altı aydan üç yıla kadar tayin ve takdir edilecek bir sürenin hücrede tecrit edilmek suretiyle, ağırlaştırılmış müebbet (ağır) ve müebbet (ağır) hapis cezalarının infazının gerekmesi, yine anılan Yasanın 73. maddesi uyarınca, şahsi hürriyeti bağlayıcı muvakkat cezaların ağırlaştırılmış müebbet (ağır) hapis veya müebbet (ağır) hapis cezalarıyla içtimaı halinde, maddedeki asgari ve azami sınırlar içerisinde takdir edilecek bir sürenin hücrede tecrit edilmek suretiyle bu cezaların infazının gerekmesi karşısında, 4.3.2003 gün ve 24-20 sayılı Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında da vurgulandığı üzere, 765 sayılı Yasanın 70 ve 73. maddelerine göre yapılacak içtima işlemi sonunda hükümlünün hücrede geçirmesi gereken sürenin saptanması, takdir hakkının kullanılmasını ve bir değerlendirme yapılmasını gerektirdiğinden, bu durumda mutlak surette incelemenin duruşmalı olarak yapılması ve kararın da temyiz yasa yoluna tabii olması zorunluluk arz edecektir.

Bu açıklamalar ışığında varılan sonuçları şu şekilde belirlemek mümkündür.

a) 1 Haziran 2005 tarihinden sonra işlenen suçlarda, içtima 5275 sayılı Yasa hükümlerine göre yapılacağından verilen hükümlerin kesinleşmesi zorunludur.

b) 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen suçlarda, her suç yönünden ayrı ayrı yapılan değerlendirme sonucu, her suçla ilgili lehe yasa belirlendikten ve buna göre her suçun nihai cezası saptandıktan sonra, cezaların içtimaına 765 sayılı TCY.`nın 68 ila 77. maddelerindeki ilkelere göre karar verilecektir. Bu uygulamada lehteki Yasanın 5237 sayılı TCY. olmasının sonuca etkisi bulunmayacaktır.

Bu durumda;

1- Süreli cezaların içtimaı halinde yapılacak işlem matematiksel bir toplamadan ibaret bulunduğundan, içtimaa hükümle birlikte karar verilmemiş olması halinde bu hususta 5275 sayılı Yasanın 98-101. maddeleri uyarınca itiraz yolu açık olmak üzere her zaman karar verilmesi mümkün bulunduğu gibi kazanılmış hakka da konu olamayacaktır.

2- 765 sayılı Yasada ağırlaştırılmış müebbet (ağır) hapis veya müebbet (ağır) hapis cezasını gerektiren suçların yanında başkaca suçların işlenmesi halinde, cezanın mahkemece takdir edilecek bir süresinin hücrede tecrit edilmek suretiyle infazı gerektiğinden, kesinleşme koşulu aranmaksızın, duruşmalı inceleme gerektiren bu ahvalde içtima kararının 765 sayılı TCY.`nın içtimaa ilişkin hükümlerinin uygulandığı yöntem doğrultusunda hükümle birlikte verilmesi cihetine gidilecek ve bu içtima işlemi de esas hükümle birlikte temyiz incelemesine konu olacaktır.

c) Hükümlerin kesinleşmesinden sonra içtima kararı verilmesi zorunluluğunun ortaya çıkması halinde, (1) nolu bentte belirtilen ahvalde 5275 sayılı Yasanın 98 ila 101. madde hükümleri uyarınca evrak üzerinde yapılacak inceleme sonunda itirazı kabil olmak üzere, (2) nolu bentte belirtilen ve hücrede geçirilmesi gereken ceza süresinin takdiri gereken durumda ise, duruşmalı inceleme yapılmak suretiyle, temyiz yasa yolu açık olmak üzere karar verilecektir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Sanığın eşini ve iki oğlunu tahrik altında kasten öldürme eylemine, suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCY.`nın 449/1, 51/1, 59/1, 450/1, 51/1, 59/1, 450/1, 51/1, 59/1. maddeleri ile sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı Yasanın 82/1-d, 29/1, 62/1. maddelerinin üçer kez ayrı ayrı uygulanmasıyla ortaya çıkan sonuç cezalar karşılaştırıldığında, 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının sanık lehine sonuç veren yasa olduğu açık olduğundan lehe yasa belirlenmesinde 765 sayılı Yasaya göre bulunan içtimalı cezaların değil, her suç yönünden ayrı ayrı değerlendirme yapılması yasal zorunluluktur.
Bu itibarla, öldürme suçlarından dolayı lehe yasa değerlendirmesi ve uygulama yaparken, bu suçlardan verilecek cezanın içtimalı miktarı üzerinden değil de her suç bakımından önceki ve sonraki yasaları ayrı ayrı tatbik ederek 5237 sayılı Yasanın daha lehe sonuç doğurduğunu saptayan ve uygulayan Yerel Mahkeme direnme hükmünde bir isabetsizlik bulunmamakta, her ne kadar Yerel Mahkemece her suç yönünden ayrı ayrı tayin ettiği cezaların 765 sayılı Yasanın 77. maddesi uyarınca içtimasına ve sonuç hapis cezasının 36 yıl olarak sınırlandırılmasına karar verilmemiş ise de, bu hususta 5275 sayılı Yasanın 98 vd. maddeleri uyarınca her zaman karar alınması mümkün bulunduğundan, direnme hükmünün bu hususa işaretle yetinmek suretiyle onanmasına karar verilmelidir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;

1- Eleştiri dışında isabetli bulunan Yerel Mahkeme direnme hükmünün ONANMASINA,

2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, oybirliği ile karar verildi.

Y.C.G.K. 10.2.2009 E.2008/1-211 – K.2009/21

Önceki makaleYHGK 7.7.2010 E.2010/12-383 – K.2010/367
Sonraki makaleY2HD 30.3.2011 E.2010/3711 – K.2011/5583

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.