Ana sayfa Yargı Kararları YHGK 4.5.2011 E.2011/1-8 – K.2011/263

YHGK 4.5.2011 E.2011/1-8 – K.2011/263

1165
1

– Yolsuz Tescil (Dayanak Belgenin Sahte Olması)
– Anonim Şirketin Taşınmaz Satımı (Genel Kurulun Sahte Temsil Belgesi İle Oluşturulması)
– Anonim Şirketlerde Genel Kurula Davet Ve Genel Kurulun Oluşturulması
– Sahte Temsil Belgesi (Anonim Şirket Genel Kuruluna Katılım İçin)
– Tapu Siciline İyiniyetle İnanmak (Satışın Tarafları Yönünden)

TMK.1023, 1025TTK.368, 370

Sahtecilikten kaynaklanan yolsuz tescil iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkin davada:

1. Korunması gerekli olan bir tapu sicilin ve tescilin varlığının kabul edilebilmesi için. geçerli bir hukuki sebebinin bulunması zorunlu olup;

Sicilin dayanağını oluşturan hukuki işlemin geçersiz olması halinde, Türk Medeni Kanununun 1025. maddesinde öngörülen, yolsuz tescil niteliği taşıyacağı tartışmasızdır.

2. Anonim şirketlerde genel kurulun toplantıya ne şekilde ve hangi merasime tabi olarak çağrı yapılacağı 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 368. maddesinde düzenlenmiş bulunmaktadır.

Emredici nitelikte olan bu madde hükmüne göre, usulüne uygun bir çağrının kabul edilebilmesi için, toplantıya davetin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilmesi gerekir.

Kanunda aranan usulüne uygun ilan koşulu yerine getirilmediği bir durumda, 370. madde uyarınca bütün paydaşların veya temsilcilerinin genel kurula katılımının da gerçekleşmemesi halinde, genel kurulda alınan bütün kararlar hükümsüz ve geçersizdir, yoklukla maluldür.

Somut olayda, davacı Şirkete ait 13.3.1999 tarihinde yapılan genel kurul toplantısına davet ilanının yapılmadığı gibi,

Paydaş Kenan Hacınurioğlu’nu temsilen toplantıya Ş. Sezgin Tekin’in katılmasına ilişkin temsil belgesindeki imzanın Kenan Hacınurioğlu eli ürünü olmadığı Adli Tıp Kurumu raporuyla tespit edilmiş olmakla, adı geçen paydaşın temsilinin sahteciliğe dayandığı, hukuken var kabul edilebilecek bir temsil olgusunun gerçekleşmediği, bu yolla oluşan ve tescilin dayanağını teşkil eden 13.3.1999 tarihli genel kurul kararının yoklukla malul olduğu belirgin bulunmasına göre, buna dayanılarak yapılan satış ile davalı adına yapılan tescilin yolsuz olduğu açıktır.

3. Yolsuz tescilde ilk el durumunda olmayan kişilerin iyiniyetten faydalanması mümkün ise de;

Tapu sicili kapsamı içine girmeyen konularda, yolsuz tescilin batıl ya da yok hükmündeki işleme dayanması halinde, dayanak belgeden edinen kişi ilk el durumunda bulunduğundan, iyiniyetten faydalanması olanaklı değildir.

Şu hale göre davalı, tapu sicilinin güvenilirliği ve aleniyetinden istifade ederek sicilden edinen kişi konumunda olmayıp, sicilin dayanağı yok hükmündeki belgeden edinen ve ilk el konumunda bulunan kişi olduğundan, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanamaz.

DAVA ve KARAR:

Taraflar arasındaki “Tapu İptali ve Tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;

Alanya Asliye 1. Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 2.4.2009 gün ve 2008/676 E. – 2009/476 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine,

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 15.12.2009 gün ve 2009/9183 E. – 13083 K. sayılı ilamı;

(…Hükmüne uyulan bozma ilamında, taraflar arasındaki uyuşmazlığın niteliği ortaya konularak yapılması gerekli olan araştırma ve incelemenin neden ibaret olacağı duraksamaya yer bırakmayacak şekilde açıklanmış ve mahkemece yapılan araştırma ve değerlendirme sonucunda davanın reddine karar verilmiştir.

Hemen belirtilmelidir ki, tapu sicilinin tutulmasının prensiplerinden biri, “sicilin aleniyeti (güvenilirliği)”, bir diğeri, “tescil”, bir başkası, “hazinenin kusursuz sorumluluğu” sonuncusu ise, “geçerli bir hukuki sebebin bulunması, bir başka deyişle illetten mücerret olmaması” dır.

Gerçekten de, korunması gerekli olan bir sicilin ve tescilin varlığının kabul edilebilmesi için geçerli bir hukuki sebebinin olması zorunlu olup, sicilin dayanağını oluşturan hukuki işlemin geçersiz olması halinde Türk Medeni Kanununun 1025. maddesinde öngörülen yolsuz tescil niteliği taşıyacağı tartışmasızdır.

Somut olaya bu ilkeler çerçevesinde bakıldığında sahtecilik olgusu Adli Tıp Kurumu Raporu ile tespit edilmiş bulunduğuna göre tescilin yolsuz olduğu açıktır.

Diğer taraftan, davacı şirketin sonradan usuli dairesinde yapmış olduğu genel kurul toplantılarında da sahtecilik ile gerçekleştirilen işlemin ibra edildiğine dair alınan bir karar da bulunmamaktadır.

Ayrıca, anılan genel kurul toplantılarında şirketin yönetim kurulunun satışın yapıldığı dönemi de içerecek şekilde “bilanço ve gelir gider tablosunun” onaylanmış olmasının sahtecilikle muallel (geçersiz) işleme muvafakat edildiği sonucunu doğuracağını söyleyebilme olanağı yoktur.

Öte yandan; çekişmeli taşınmazın satışına karar alındığı tarihte genel kurulun oluşumunun sahtecilikle teşkil edildiği ve buna dayalı olarak alınan karardan sonra taşınmazın el değiştirdiği sabittir. O halde, davalının edinmesinin dayanağının altında yatan sahtecilikle gerçekleştirilen genel kurul kararı olduğunda da şüphe bulunmamaktadır.

Bu oluşuma göre, davalı tapu sicillerinin güvenilirliği ve aleniyetinden istifade ederek sicilden edinen kişi değil, sicilin dayanağı belgeden edinen kişi olup, ilk el konumundadır.

Öyleyse davalının Türk Medeni Kanunu’nun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanma imkanı bulunmadığı da şüphesizdir.

Ayrıca, sahtecilikle gerçekleştirilen işleme karşı açılacak olan davaların zaman aşımı ve hak düşürücü süreye tabi bulunmadığı da gözetildiğinde süresi içinde genel kurul kararının iptali hususunda dava açılmamış olması neticeye etkili değildir.

Hal böyle olunca; davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere karar vermiş olması doğru değildir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI:

Dava, sahtecilikten kaynaklanan yolsuz tescil iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

Mahkemenin, “dava konusu taşınmazın davalı tarafından devir tarihindeki şirket yetkilisi ile danışıklı hareket ettiğine ilişkin iddianın ispat edilemediği” gerekçesiyle, “davanın reddine” dair verdiği ilk kararı;

Özel Daire’ce, taraflar arasındaki uyuşmazlığın sahtecilikten kaynaklanan yolsuz tescil iddiasına dayalı olduğuna işaretle, “satışın dayanağını teşkil eden karar ve işlemlerin geçerliliğinin tartışılması, ileri sürülen iddia bakımından hükme yeterli araştırma ve inceleme yapılması ve Asliye Hukuk Mahkemesinin 1999/711 ve 1999/802 esas sayılı dava dosyaları ile Asliye Ceza Mahkemesinin 2005/796 esas sayılı dava dosyasının değerlendirilerek, sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği” gerekçesiyle bozulmuştur.

Bozmaya uyan Yerel Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme sonucu, “davacı tarafça iddia olunan hususlarda muvazaanın dinlenebilir olmadığı hususunun başka bir ilamla kesinleştiği, davacı tarafça genel kurul kararının iptali istemiyle süresi içerisinde bir dava açılmadığı ve imzası inkar edilen Kenan Hacınurioğlu’nun sonraki toplantılarda hazır bulunmasına karşın bu yönde bir iddiada bulunmadığı, genel kurul kararı geçersiz olsa dahi davalının, davacı şirketin iç ilişkisini bilmesinin ve araştırmasının mümkün olmadığı, satış protokolü ile taşınmazın davalıya gerçekten satılarak bedelinin şirket yetkilisine ödendiği, şirket yetkilisi satış bedelini davacı şirkete ödememiş olsa dahi davalının bu yönden her hangi bir sorumluluğun bulunmadığı” gerekçesiyle “davanın reddine” dair verilen ikinci karar,

Özel Daire’ce yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş, Mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Dava dışı Şirket ortakları Kenan Hacınurioğlu’nun 45, Bedia Hacınurioğlu’nun 25, F. Yasemin Alptekin’in 10, Ahmet Talat Görgün’ün 10, Lütfiye Diler’in 9, Sarp Yentür’ün 1 pay sahibi olduğu davacı Hacınurioğlu Turizm Ticaret Anonim Şirketi’nin 13.3.1999 tarihli olağan genel kurul toplantısında, yönetim kuruluna Bedia Hacınurioğlu, Kenan Hacınurioğlu ve Ahmet Talat Görgün’ün seçildikleri;

Kenan Hacınurioğlu’nun bizzat katılmadığı toplantıda davacı Şirkete ait dava konusu 271 ada 6 parsel (eski 1118) sayılı taşınmazın en az 100.- Milyar TL.’ye satılması için yönetim kurulunun yetkili kılınmasına dair karar alındığı, ancak toplantıda bizzat yer almayan Kenan Hacınurioğlu’nu temsilen toplantıya Ş. Sezgin Tekin’in katılmasına ilişkin temsil belgesindeki imzanın Kenan Hacınurioğlu’na ait olmadığının Adli Tıp Kurumu raporuyla belirlendiği hususlarında uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Yine, davacı Şirketin yönetim kurulu üyelerinden Bedia Hacınurioğlu ile Ahmet Talat Görgün’ün taşınmaz satışını da içerir şekilde müştereken yetkili kılınmalarına dair kararın alındığı bir gün sonraki 14.3.1999 tarihli yönetim kurulu toplantısına Kenan Hacınurioğlu’nun bizzat katıldığı, kendilerine yetki verilen şirket temsilcileri Bedia Hacınurioğlu ve Ahmet Talat Görgün ile davalı Bahri Şanlı arasında düzenlenen 18.10.1999 tarihli ve “Protokol” başlıklı harici belgede, üzerinde halen otel inşaatı sürdürülen çekişmeli taşınmazın, yüklenici ile yapılmış olan kat karşılığı inşaat sözleşmesindeki hak ve yükümlülükleri de kapsar biçimde toplam 1.200.000.- Alman Markına davalıya satılmasının kararlaştırıldığı ve ödeme planının belirlendiği, ayrıca satıcının alacağını güvence altına almak için adı geçen şirket temsilcileri lehine alıcı aleyhine 300.- Milyar TL.’lik ipotek tesis edileceğinin karara bağlandığı;

Dava konusu taşınmazın, şirketi temsilen Bedia Hacınurioğlu ve Ahmet Talat Görgün tarafından 18.10.1999 tarihinde vekil tayin edilen dava dışı Nurten Görgün tarafından davalı Bahri Şanlı’ya 2.11.1999 tarihinde 47.- Milyar TL. bedelle satıldığı ve aynı gün taşınmaz üzerine Ahmet Talat Görgün lehine ipotek konulduğu, bilahare 24.7.2000 tarihinde ipoteğin kaldırıldığı da uyuşmazlık dışıdır.

Uyuşmazlık; davacı Şirkete ait taşınmazın satışına ilişkin kararın alındığı genel kurulda temsilin sahte belgelerle sağlandığı, satış bedelinin ödenmediği ileri sürülerek davacı Şirket tarafından kayıt maliki aleyhine açılan davada, davalının Türk Medeni Kanununun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanma imkanı bulunup bulunmadığı, buna bağlı olarak davanın kabulüne karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasındadır.

Anonim şirketlerde genel kurulun toplantıya ne şekilde ve hangi merasime tabi olarak çağrı yapılacağı 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 368. maddesinde düzenlenmiş bulunmaktadır.

Emredici nitelikte olan bu madde hükmüne göre, usulüne uygun bir çağrının kabul edilebilmesi için, toplantıya davetin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilmesi gerekir. Zira, yönetim kurulunca toplantıya katılması arzu edilmeyen ve genel kurulun seyrini etkileyebilecek bir kısım ortaklara çağrı yapılmadan toplanan genel kurulda alınan kararların hukuki himaye görmesinin kabulü olanaksızdır.

Ancak; bu eksikliğe rağmen, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 370. maddesi gereğince bütün payların sahipleri veya temsilcileri toplantıya iştirak etmiş iseler, bu şekilde yapılan çağrı üzerine toplanan genel kurulun yasaya uygun olarak yapıldığı ve alınan kararların geçerli olduğu kabul edilmektedir. Bir başka ifadeyle, kanunda aranan usulüne uygun ilan koşulu yerine getirilmediği bir durumda, 370. madde uyarınca bütün paydaşların veya temsilcilerinin genel kurula katılımının da gerçekleşmemesi halinde, genel kurulda alınan bütün kararlar hükümsüz ve geçersizdir, yoklukla maluldür.

Somut olayda, davacı Şirkete ait 13.3.1999 tarihinde yapılan genel kurul toplantısına davet ilanının yapılmadığı, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi Müdürlüğü’nün 23.4.2004 tarihli cevabi yazısından açıkça anlaşılmakla, 368. madde kapsamında kanuna uygun bir genel kurul toplantısından söz edilmesi olanaksızdır.

Diğer yönüyle, 370. madde kapsamında; ilana ilişkin geçersizliğin ortadan kalkması ve genel kurul ile bu toplantıda alınan kararların geçerli kabul edilebilmesi için, az yukarıda da açıklandığı üzere, tüm paydaşların ya da temsilcilerinin toplantıya iştiraki zorunludur.

Halbuki somut olayda, davacı Şirketin 13.3.1999 tarihli olağan genel kurul haziran cetvelinde tüm pay sahiplerinin asaleten ve vekaleten genel kurulu oluşturduğu belirtilmiş ise de; toplantıda bizzat yer almayan paydaş Kenan Hacınurioğlu’nu temsilen toplantıya Ş. Sezgin Tekin’in katılmasına ilişkin temsil belgesindeki imzanın Kenan Hacınurioğlu eli ürünü olmadığı, Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi’nin 7.12.2005 tarihli raporuyla belirlenmiştir.

Şu durumda, Şirket ortaklarından Kenan Hacınurioğlu’nun geçerli bir temsil belgesiyle katılımı sağlanmadan yapılan 13.3.1999 tarihli genel kurul toplantısında, 370. maddede öngörülen “bütün pay sahipleri veya temsilcilerinin hazır olması” koşulu gerçekleşmediğinden;

Anılan genel kurul toplantısı ve bu genel kurulda alınan tüm kararlar baştan beri hiç doğmamıştır, yoklukla maluldür.

Dolayısıyla, 13.3.1999 tarihli genel kurulda ortaklar Bedia Hacınurioğlu, Kenan Hacınurioğlu ve Ahmet Talat Görgün’ün yönetim kuruluna seçimi ile Şirkete ait dava konusu taşınmazın satışı için yönetim kurulunun yetkili kılınmasına ilişkin olarak alınan kararlar da yoklukla maluldür.

Böyle olunca, hukuki anlamda mevcut olmayan yönetim kurulunca bir gün sonraki 14.3.1999 tarihli kararla ortaklar Bedia Hacınurioğlu ve Ahmet Talat Görgün’ün taşınmaz satışını içerir şekilde müştereken yetkili kılınmaları da, yoklukla malul olan genel kurul toplantısına ve alınan kararlara geçerlilik kazandırmaz.

Öte yandan, davacı şirketin 22.7.2000 ve 30.8.2000 tarihli genel kurul toplantılarında, salt bilanço ve gelir gider tablosu onaylanmış olup, 13.3.1999 tarihli genel kurulda yapılan işlemin ibra edildiğine dair açıkça alınmış bir karar bulunmadığı gibi; sonradan verilmiş böyle bir muvafakatin varlığı söz konusu olsa dahi, baştan beri hiç doğmamış olan ve yoklukla malul bulunan 13.3.1999 tarihli genel kurul toplantısında yapılan işlemleri geçerli hale getirmeyeceği her türlü duraksamadan uzaktır.

Öyle ki, temyiz kudreti bulunmayan kişiler tarafından yapılan ve butlanla hükümsüz olan işlemlere kanuni temsilcisinin izni veya muvafakati sıhhat kazandırmadığına göre; bundan da ileri, hiç doğmamış olan yoklukla malul genel kurul kararına sonradan verilen muvafakatle sıhhat kazandırılması olanağı bulunmamaktadır.

Bundan ayrı, sahtecilikle gerçekleştirilen ve yok hükmünde bulunan genel kurul işlemine karşı açılacak olan davaların zaman aşımı ve hak düşürücü süreye tabi bulunmadığı, söz konusu işlemle ilgili olarak açılmış bulunan diğer bir davada, yok hükmünde bulunan genel kurul işleminin iptali hususunda süre verilip bu hususunda çözümlenebileceği gözönüne alındığında; direnme kararında belirtilen, süresi içinde genel kurul kararının iptali istemiyle dava açılmamış olması sonuca etkili değildir.

Her ne kadar, bir kısım Şirket ortağı tarafından diğer Şirket ortakları ve davacı Şirket aleyhine, Şirkete ait taşınmazın dava konusu usulsüz işlemlerle satışı nedeniyle zarara uğradıkları ve zararın bedelde muvazaadan kaynaklandığı iddiasıyla açılmış bulunan ve kesinleşen diğer bir davada, muvazaa iddiasının dinlenebilir nitelikte olmadığı sonucuna ulaşılmış ise de; o davada uyuşmazlığın taraf muvazaasından kaynaklanmasına karşılık görülmekte olan davada sahtecilikten kaynaklanan yolsuz tescil iddiasına dayanılmış olmakla, direnme kararında sözü edilen “taşınmazın devrinin muvazaalı olmadığına” dair tespitin de sonuca etkisi bulunmamaktadır.

Burada hemen ifade edilmelidir ki; tapu sicilinin tutulması prensiplerinden biri de, geçerli bir hukuki sebebin varlığı koşuludur. Bu noktada, sicilin dayanağını oluşturan hukuki işlem geçersiz ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 1025. maddesinde ifadesini bulan yolsuz tescil niteliğinde olacak ve böyle bir durumda ayni hakkı zedelenen kimse tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilecektir.

Kanunun, kötüniyetli ve sahtecilikle gerçekleştirilen işlemleri himayesi düşünülemeyeceğinden, bu şekilde tesis edilmiş tapu kayıtlarının iptali istenebilecektir. Bu arada, tapuyu iyiniyetle iktisap eden kimsenin bu iyiniyetinin korunması da 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 1023. maddesi gereği olduğundan, iptali istenen tapu kaydının tesisine esas olan işlemde satıcı kadar alıcının da iyi veya kötüniyet sahibi olup olmadığı araştırılacaktır.

Burada sözü edilen iyiniyetin; tapu sicilindeki kaydın doğruluğuna ilişkin olması gerektiği, tapu sicili kapsamı içine girmeyen konulara ait iyiniyet durumunun 1023. madde hükmü ile korunamayacağı kuşkusuzdur.

İptali istenen tapu kaydının tesisine esas işlem esasen yok hükmünde veya batıl olan bir işlem ise, işte bu halde alıcının iyiniyet sahibi olması dahi aslında yok hükmünde veya batıl olan işleme geçerlilik sağlamayacağından, tapu kaydının iptali gerekecektir.

Eldeki davada, paydaş Kenan Hacınurioğlu’nu temsilen toplantıya Ş. Sezgin Tekin’in katılmasına ilişkin temsil belgesindeki imzanın Kenan Hacınurioğlu eli ürünü olmadığı Adli Tıp Kurumu Raporuyla tespit edilmiş olmakla, adı geçen paydaşın temsilinin sahteciliğe dayandığı, hukuken var kabul edilebilecek bir temsil olgusunun gerçekleşmediği, bu yolla oluşan ve tescilin dayanağını teşkil eden 13.3.1999 tarihli genel kurul kararının yoklukla malul olduğu belirgin bulunmasına göre, buna dayanılarak yapılan satış ile davalı adına yapılan tescilin yolsuz olduğu açıktır.

Kural olarak, yolsuz tescilde ilk el durumunda olmayan kişilerin iyiniyetten faydalanması mümkün ise de; tapu sicili kapsamı içine girmeyen konularda, yolsuz tescilin batıl ya da yok hükmündeki işleme dayanması halinde, dayanak belgeden edinen kişi ilk el durumunda bulunduğundan, iyiniyetten faydalanması olanaklı değildir.

Şu hale göre davalı, tapu sicilinin güvenilirliği ve aleniyetinden istifade ederek sicilden edinen kişi konumunda olmayıp, sicilin dayanağı yok hükmündeki belgeden edinen ve ilk el konumunda bulunan kişi olduğundan, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacağı her türlü duraksamadan uzaktır.

Hal böyle olunca; Yerel Mahkemece, aynı yöne işaret eden ve Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire Bozma ilamına uyularak, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu davanın reddine dair önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Y.H.G.K. 4.5.2011 E.2011/1-8 – K.2011/263

Önceki makaleY7HD 23.9.2010 E.2010/3273 – K.2010/5033
Sonraki makaleY14HD 21.9.2001 E.2001/5435 – K.2001/5835

1 YORUM

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.