Ana sayfa Yargı Kararları YHGK 29.4.2011 E.2011/6-164 – K.2011/245

YHGK 29.4.2011 E.2011/6-164 – K.2011/245

1573
0

– Önalım Hakkının Kullanılması (Hibeli Temlik İşleminde – Yakın Akrabalar Arasındaki İşlemler – Muvazaa İddiası)
– Hibe İle Taşınmaz Temliki (Önalım Hakkı Yönünden – Yakın Akrabalar Arasındaki İşlemler – Muvazaa İddiası)
– Şuf`a Hakkı (Miras Payının Devri)
– Miras Payının Devri (Önalım Hakkının Kullanılması – Taraflar Arasında Doğrudan Miras Bağı Bulunmaması)
– Muvazaa (Miras Payının Devri – Önalım Davasında – İşlemin Tarafı)

HUMK.440/1TMK.732
YİBK.20.3.1957 gün 1956/12 E. – 1957/2 K.
YİBK.27.3.1957 gün 12/2 Sa. – YİBK.26.12.1951 gün 1/6 Sa. –
YİBK.20.6.1951 gün 5/13 Sa.

YHGK.nun 15.12.2010 tarih ve E.2010/6-572 – K.2010/656 sayılı kararı (İKİD. Ağustos – Sayı:68 – Sayfa:8165) ÖZETLE:

Önalım davasında:

Davalı; her ne kadar söz konusu payın tapuda satış gösterilse de, teyzeleri tarafından kendisine miras hakkına bağlı olarak hibe
edildiğini savunmuştur.

Ancak: Tapuda yapılan işlemin tarafı olan davalı, yapmış olduğu sözleşme ile bağlı olduğundan temlikin muvazaalı olduğu iddiasında
bulunarak kendi muvazaasına dayanamayacağı gibi;

Temlikte bulunan Saadet ve Rabia Uluca bekar ve çocuksuz olmakla birlikte davalının Annesi Berin Hasoğlu (Uluca) sağ olduğundan ve
işlemin tarafları arasında doğrudan miras bağı bulunmadığından olayda 27.3.1957 gün ve 12/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme
Kararı’nın uygulanma olanağı da yoktur.

Bu durumda tapuda satış olarak yapılan temlike karşı taşınmazın paydaşı olan davacıların önalım hakkını kullanmasında bir
usulsüzlük bulunmamaktadır.

Şeklinde İKEN,

KARAR DÜZELTME TALEBİ KABUL EDİLEREK:

Somut uyuşmazlıkta, paylı mülkiyete tabi taşınmazda paydaş olan dava dışı Saadet Uluca ile Rabia Uluca’nın paylarını halen sağ olan
kızkardeşlerinin oğlu davalı Cumhur Hasoğlu’na satış yoluyla devrettikleri;

Taşınmazın diğer paydaşı davacılar Eda Uluca ile Esra Uluca’nın süresinde önalım hakkını dava yolu ile kullandıkları
anlaşılmaktadır.

Davalı, tarafı olduğu temlik işleminin muvazaalı olduğunu gerçekte hibe amacı ile işlem yapıldığı ve hibe amacı ile yapılan
temliklerde önalım hakkı kullanılamayacağını savunmuştur.

Kararda yapılan açıklamaların ışığında:

Temlik işleminin tarafları arasında teyze-yeğen ilişkisi bulunması ve tarafların akraba olması karşısında;

Yerel Mahkemenin, “20.3.1957 tarih 1956/12 E. – 1957/2 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanabilmesi için, temlik
işleminin tarafları arasında akrabalık ilişkisi bulunmasının yeterli olduğu, doğrudan mirasçılık ilişkisinin aranması
gerekmediğine” ve

Somut uyuşmazlık yönünden dosyada mevcut deliller uyarınca “taraflar arasında satış şeklinde yapılan temlik işleminin muvazaalı
olduğuna, tarafların gerçek amacının hibe olduğuna ve hibe ile yapılan temlikte önalım hakkının kullanılamayacağına” ilişkin
direnme kararı yerindedir.

O halde usul ve yasaya uygun direnme kararı onanmalıdır.

Bu nedenle, Hukuk Genel Kurulu’nun bozma kararının kaldırılarak, direnme kararının yukarıda açıklanan gerekçelerle onanması
gerekir.

DAVA ve KARAR:

Taraflar arasındaki davadan dolayı, bozma üzerine direnme yoluyla; İstanbul 1. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 20.4.2010 gün ve
2009/326 E. – 2010/95 K. sayılı kararın bozulmasını kapsayan ve

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’ndan çıkan 15.12.2010 gün ve 2010/6-572 E. – 2010/656 K. sayılı ilamın, karar düzeltilmesi yoluyla
incelenmesi davalı vekili tarafından verilen dilekçe ile istenilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca dilekçe, düzeltilmesi istenen ilam ve dosyadaki ilgili bütün kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI:

Dava, önalım hakkına dayalı olarak tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.

Davacılar vekili, müşterek maliklerinden oldukları taşınmazın diğer hissedarları dava dışı Saadet Uluca ile Rabia Uluca’nın
hisselerini davalıya satış yolu ile devrettiklerini belirterek önalım hakları uyarınca davalının hissesinin iptali ile davacılar
adına eşit oranda tescilini talep ve dava etmişlerdir.

Davalı vekili, tapuda satış olarak gerçekleştirilen işlemin gerçekte akrabalar arasında yapılmış bir bağış olduğunu, bağış
amaçlayan temliklerde önalım hakkının kullanılamayacağını belirterek, davanın reddini savunmuştur.

Yerel Mahkemece, “satıcılar ile taraflar arasında akrabalık ilişkisi bulunduğu, yakın akrabalık halinde hissenin satış değil hibe
ile devredildiği savunmasının yapılabileceği ve tanıkla ispatlanabileceği, somut olayda satıcılar ile davalı arasında mirasçılık
ilişkisi bulunması nedeniyle hibe iddiasının incelendiği ve devir işleminin gerçekte satış değil hibe olduğu” gerekçesiyle davanın
reddine karar verilmiştir.

Davacılar vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece:

“…Paylı mülkiyet halindeki taşınmazın paydaşı payını karı-kocaya evlada veyahut akrabaya temlik ederse şeklen satış olarak
gösterilen bu akdin gerçekte satış olmayıp miras hakkına bağlı veya hibe gibi maksada yönelik işlem olduğu iddia ve ispat edilirse
önalım hakkının ileri sürülemeyeceği 27.3.1957 gün ve 12/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nda açıkça belirtilmiştir. Bu yöndeki
savunmanın tanık dahil her türlü delille kanıtlanması mümkündür. Anılan İçtihadı Birleştirme Kararı sözleşmede taraf olan kişinin
işlemde muvazaa savunmasında bulunamayacağı kuralının bir istinasıdır.

Olayımıza gelince: Alemdar Mahallesi 46 ada 22 No.’lu parselde dava konusu edilen 16/24 pay taşınmazın paydaşlarından Saadet ve
Rabia Uluca tarafından 24.5.2005 tarihinde davalıya 32.000.- YTL. bedelle satılmış, davacılar da 23.5.2006 tarihinde süresinde
açtıkları işbu dava ile önalım hakkının tanınmasını istemiştir. Davalı her ne kadar söz konusu payın tapuda satış gösterilse de,
teyzeleri tarafından kendisine miras hakkına bağlı olarak hibe edildiğini savunmuş ise de tapuda yapılan işlemin tarafı olan davalı
yapmış olduğu sözleşme ile bağlı olduğundan temlikin muvazaalı olduğu iddiasında bulunarak kendi muvazaasına dayanamayacağı gibi,
temlikte bulunan Saadet ve Rabia Uluca bekar ve çocuksuz olmakla birlikte davalının annesi Berin Hasoğlu (Uluca) sağ olduğundan ve
işlemin tarafları arasında doğrudan miras bağı bulunmadığından olayda 27.3.1957 gün ve 12/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme
Kararı’nın uygulanma olanağı da yoktur. Bu durumda tapuda satış olarak yapılan temlike karşı taşınmazın paydaşı olan davacıların
önalım hakkını kullanmasında bir usulsüzlük bulunmamaktadır…” gerekçesiyle karar oyçokluğuyla bozulmuştur.

Mahkemenin ilk karardaki gerekçelerini tekrarlayarak önceki kararda direnmesi üzerine hükmü davacılar vekili temyiz etmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca, Özel Daire kararında yer alan gerekçelerle, direnme kararı oyçokluğu ile bozulmuş; davalı vekili karar
düzeltme isteminde bulunarak, direnme kararının onanmasını istemiştir.

Maddi olgu, bozma ve direnme kararlarının içerikleri itibariyle Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, 20.3.1957 tarih 1956/12
E. – 1957/2 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanabilmesi için payını devreden ile devralan arasında mirasçılık
ilişkisinin bulunması gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle önalım hakkının niteliğinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

Bilindiği üzere paylı mülkiyette paydaşlar arasında ortak idare ve kullanma durumu sözkonusu olduğundan paydaşların birbirlerini
bilmeleri ve tanımaları önem taşımaktadır. Bu ihtiyacın gereği olarak paydaşlar arasına yabancı bir kişinin girişini engellemek,
taşınmazın daha küçük parçalara ayrılmasını önleyebilmek, hisselerin mümkün olduğu kadar hissedar elinde toplanmasını temin etmek
amacıyla paylı taşınmazlarda hissedarın temlik hakkı sınırlandırılarak kanuni önalım hakkı tanınmıştır.

Önalım hakkı taşınmaz mal mülkiyetinin kanundan doğan takyitlerinden olup 26.12.1951 gün ve 1/6 sayılı İçtihadı Birleştirme
Kararında yenilik doğuran bir hak olduğu belirtilmiştir.

Öte yandan 20.06.1951 gün 5/13 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında ise ön alım hakkının hukuki niteliği

“Şufa hakkı, mefşu hissenin üçüncü şahsa satılması ve satışa ıttıladan itibaren bir ay içinde kullanılmış olması gibi muayyen
şartlar altında kullanılacak yenilik doğurucu bir haktır ki, şefinin bu hakkı kullandığı yolundaki tek taraflı irade beyanının
müşteriye vasıl olmasıyla yeni bir hukuki vaziyet meydana getirilmesine yarar. Bu hakkın kullanılmasıyla şefi yeni bir akit yapmaya
hacet kalmaksızın müşteriye halef olur ” şeklinde açıklanmaktadır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun Yasal Önalım Hakkı-Önalım Hakkı Sahibi başlıklı 732. maddesinde

“paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması halinde, diğer paydaşlar önalım
hakkını kullanabilirler ” hükmü öngörülmüştür.

Anılan düzenlemede önalım hakkının açık bir tarifi yapılmamakla birlikte temel prensibin mülkiyet serbestisi ve tasarruf yetkisi
olduğu gözetilerek paydaşın temlik hakkı sınırlandırılırken bu sınırlandırma sınırlı tutularak sadece satım akitleri için önalım
hakkı getirilmiştir.

Bu husus 20.6.1951 gün ve 5/13 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da benimsenmiş;

Kararın gerekçesinde, taşınmaz mülkiyetinin takyitlerinden olan kanuni önalım hakkının taşınmazda hisse sahibi bulunan şahsa, diğer
bir kimsenin payının üçüncü kişiye satılması halinde o hisse müşteriye neye mal olmuş ise o miktar ile ve belli bir süre içinde
satın almak yetkisini veren ayni bir hak olduğu ifade edilmiştir.

Açıkça görüldüğü üzere kanuni önalım hakkından sözedebilmek için paylı mülkiyet hükümlerine tabi bir taşınmazdaki payın üçüncü
şahsa satılması gerekmektedir; önalım hakkının konusu pay satışıdır.

Gerçek bir satışın konusu olmayan, satım niteliğinde olmayan pay temliklerinde yasal önalım hakkı doğmayacaktır. Önalım hakkının
payın satışındaki şartlar dahilinde kullanılması gerektiğinden, payı paradan başka bir karşılıkla iktisap edenlerden, onu, aynı
şartlarla yerine getirmek suretiyle temellük etmeye imkan bulunmamaktadır.

Bu kapsamda temlikin hibe şeklinde olması halinde, hibede bir malın bedelsiz olarak üçüncü kişinin mülkiyetine geçirilmesi
amaçlandığı ancak satış amaçlanmadığından önalım hakkı kullanılamayacaktır. Zira önalımda, önalım hakkını kullanan kişinin payı
satın alana ödemekle yükümlü olduğu bedel hibede mevcut değildir, önalım hakkını kullananın hiçbir bedel ödemeden payın kendisine
devrini istemesi mümkün değildir.

Payı satın alan tarafından temlik işleminin satış olarak gösterilmekle birlikte gerçekte hibe olduğu savunmasında bulunulması
halinde, diğer bir anlatımla hibe ile temlikin amaçlandığının iddia edildiği hallerde; kural olarak payı temlik alan davalı
muvazaalı resmi işlemin tarafı olduğundan ve hiç kimse kendi muvazaasına dayanamayacağından muvazaa iddiasının dinlenmeyeceği
açıktır.

Somut uyuşmazlıkta ise davalı gerçekte miras hukukundan kaynaklanan amaçlarla yapılan hibe işleminin görünürde satış işlemi olarak
gösterildiği savunmasında bulunarak, 20.3.1957 tarih 1956/12 E. – 1957/2 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararını iddiasına dayanak
yapmıştır.

Uyuşmazlığın çözümünde anılan İçtihatı Birleştirme Kararının kapsamı ve amacı önem taşımakta olup anılan kararın uygulanabilmesi
için işlemin tarafları arasında doğrudan mirasçılık ilişkisinin bulunması gerekip gerekmediği hususunun değerlendirilmesi ve çözümü
gerekmektedir.

20.3.1957 tarih 1956/12 E. – 1957/2 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının bağlayıcı olan sonuç kısmında “Müşterek mülkün
hissedarı, hissesini karı ve kocaya evlada veyahut akrabaya temlik etmesi halinde şeklen satış akdi bulunsa bile hakikatte satıştan
gayri miras hukukuna müteferri maksatların veya hibe gibi mülahazaların hakim olduğu ahvalde Medeni Kanunun hakiki satışlarda kabul
eylediği şufa hakkının cereyan etmeyeceğine” karar verildiği belirtilmiştir.

Anılan kararın açıklayıcı olan gerekçe kısmında, “miras hukukuna müteallik kaidelere tevkifan veya sair mülahazalarla kendi
evladına veya akrabasına satış yapması halinde de şufa cereyan edip etmeyeceği noktasının …mülahaza olunmak icap eder. Bu gibi
akrabaya satışta ortada satış akdinin bir unsuru olan bedel zikredilmiş olsa bile bunu mücerret bir satış olarak kabul etmeye imkan
yoktur. Çünkü burada mümellikin maksadı malının bedelini almak değil, belki akrabalık münasebeti dolayısıyla onu tesahüp etmek ve
yerine geçmektir ” açıklamasına yer verilmiştir.

Görüldüğü üzere kararın hem bağlayıcı olan sonuç kısmında ve hem de açıklayıcı olan gerekçe kısmında özel bir hukuki statüyü ifade
eden “mirasçı” teriminin tek başına kullanılmasından özenle kaçınılmış ve daha geniş olan “akraba” kavramına da yer verilmiştir. Bu
halde, kararın sadece satış tarihi itibariyle doğrudan mirasçı olan kişileri kapsamına aldığının kabulü mümkün değildir.

Öte yandan, anılan karar muvazaa iddiasının mevcudiyeti halinde yol gösterici olarak, bu halde akdin amacının tespitinin zorunlu
olduğunu, “müşterinin, bayiin mirasçısı olması” hususunun akdin vasfını tayinde değerlendirilecek bir emare olduğunu belirtmiştir.
Temlik işleminin taraflarının birbirlerine akraba olmasının ötesinde “mirasçı” olması hususu akdin amacının satış olup olmadığını
tayinde bir emare olarak kabul edilmiş ve “mirasçı” kavramına bu noktada özel olarak yer verilmiştir.

Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında 20.3.1957 tarih 1956/12 E. – 1957/2 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının, sözleşmede
taraf olan kişinin işlemde muvazaa savunmasında bulunamayacağı ve bunu her türlü delille ispat edemeyeceği kuralının istisnası
olduğu görülmektedir.

Anılan kararın uygulanabilmesi için öncelikle satışın, satış tarihi itibariyle doğrudan mirasçılar arasında yapılması gerekmeyip,
temlikin taraflarının akraba olması yeterlidir. Temlikin akrabalar arasında satış şeklinde yapılmış olması halinde ise bu kez
İçtihadı Birleştirme Kararının aradığı “hibe veya miras hukukuyla ilgili amacı” nın bulunup bulunmadığı hususunun, diğer bir ifade
ile akrabalar arasında yapılan her temlikte somut uyuşmazlığın niteliğine göre temlikin hibe veya miras hukukuyla ilgili amaçlarla
yapılmış olup olmadığının yöntemince ispatı aranmalı ve ispatı halinde temlikle önalım hakkının kullanılmasının mümkün olamayacağı
gözetilmelidir.

Somut uyuşmazlıkta, paylı mülkiyete tabi taşınmazda paydaş olan dava dışı Saadet Uluca ile Rabia Uluca’nın paylarını halen sağ olan
kızkardeşlerinin oğlu davalı Cumhur Hasoğlu’na satış yoluyla devrettikleri, taşınmazın diğer paydaşı davacılar Eda Uluca ile Esra
Uluca’nın süresinde önalım hakkını dava yolu ile kullandıkları anlaşılmaktadır. Davalı, tarafı olduğu temlik işleminin muvazaalı
olduğu gerçekte hibe amacı ile işlem yapıldığı ve hibe amacı ile yapılan temliklerde önalım hakkı kullanılamayacağını savunmuştur.

Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında, temlik işleminin tarafları arasında teyze-yeğen ilişkisi bulunması ve tarafların akraba
olması karşısında Yerel Mahkemenin, “20.3.1957 tarih 1956/12 E. – 1957/2 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanabilmesi
için temlik işleminin tarafları arasında akrabalık ilişkisi bulunmasının yeterli olduğu, doğrudan mirasçılık ilişkisinin aranması
gerekmediğine” ve somut uyuşmazlık yönünden dosyada mevcut deliller uyarınca “taraflar arasında satış şeklinde yapılan temlik
işleminin muvazaalı olduğuna, tarafların gerçek amacının hibe olduğuna ve hibe ile yapılan temlikte önalım hakkının
kullanılamayacağına” ilişkin direnme kararı yerindedir. O halde usul ve yasaya uygun direnme kararı onanmalıdır.

Bu nedenle, Hukuk Genel Kurulu’nun bozma kararının kaldırılarak, direnme kararının yukarıda açıklanan gerekçelerle onanması
gerekir.

SONUÇ: Davalı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Hukuk Genel Kurulu’nun 15.12.2010 gün ve 2010/6-572 E. – 2010/656 K.
sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA; Yerel Mahkeme direnme hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, oyçokluğu ile karar
verildi.

Y.H.G.K. 29.4.2011 E.2011/6-164 – K.2011/245

 

 

KARŞI OY YAZISI

Dava önalım hakkı nedeniyle davalıya satılan payların iptal ve tescili istemine ilişkindir.

Somut olayda davacılar, önalım hakkına konu edilen taşınmazın paydaşlarından Saadet ve Rabia Uluca’nın kendilerinden sonra gelen
mirasçıları sağ olduğu halde paylarını sağ olan kızkardeşlerinin çocuklarından Cumhur Hasoğlu’na satmaları üzerine önalım hakkı
nedeniyle davalıya satılan payların iptali ile adlarına tescilini istemiştir.

Uyuşmazlık, davalının bir kimsenin payını mirasçısına satması halini düzenleyen 27.3.1957 tarih 12/2. sayılı İçtihadı Birleştirme
Kararında bahsedilen akraba kapsamında kalıp kalmadığı noktasındadır.

Bilindiği gibi önalım hakkı taşınmaz mülkiyetinin takyitlerinden olup paylı taşınmazda payı olan şahsa diğer payın üçüncü bir şahsa
satılması halinde o pay alıcıya neye mal olmuş ise o miktar ile belli süre içinde öncelikle satın alma yetkisi veren aynî bir
haktır. Yasa ile düzenlendiğinden gücünü ve kaynağını doğrudan yasadan alır. Payın satılması ile doğar.

Mülkiyet hakkını kısıtlar. Önalım hakkı gerçek satışlar için söz konusudur. Satım Sözleşmesi dışındaki temliklerde yani hibe ve
trampada önalım hakkı kullanılamaz. Ancak tapudaki işlemin tarafları bir paydaşın önalım hakkını ortadan kaldırabilmek için işlemde
muvazaa yapıp satışı hibe, hibeyi satış veya satışı trampa şeklinde gösterebilirler. Bu gibi hallerde satım sözleşmesinin tarafı
olan kişinin kendi muvazaasına dayanamayacağı konusunda da hiçbir uyuşmazlık bulunmamaktadır.

27.3.1957 tarih 12/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ise satım sözleşmesinin tarafı olan kişinin kendi muvazaasına
dayanamayacağı kuralının bir istisnası olup, bir kimsenin mirasçısına taşınmazın payını ileride ona bırakacağı malları dikkate
alarak temlik etmesi veya hibede bulunması fakat bu işlemi tapuda satış göstermesi durumunu düzenlemektedir. Dairemiz önceleri,
önalım hakkı gerçek satışlar için kabul edildiğinden bir paydaşın payını kendisine mirasçı olarak kişiye satması halinde dahi
önalım hakkının tanınması görüşündeydi, ancak daha sonra payın müstakbel mirasçıya yapılan pay satışlarında önalım hakkının
tanınmayacağı şeklinde tam aksi yönde bir karar verilince içtihadı birleştirme yoluna gidildi. Bu içtihadın çıkartılmasındaki temel
amaç bir payın kendisine mirasçı olacak, müstakbel mirasçıya satılması halinde dairemizin iki farklı kararı olması nedeniyle önalım
hakkının tanınıp tanınmayacağı meselesini bir sonuca bağlamaktadır. Dairemizin mirasçı olmayan bir akrabaya satış yapılması
hakkında verdiği bir karar yoktur. Bu husus İçtihadı Birleştirme Kararının amaç kısmında payın kendisine mirasçı olacak, müstakbel
mirasçıya satılmış olması ibareleriyle özellikle vurgulanmıştır. İçtihadı Birleştirme Kararı gerekçe kısmında önalım hakkının
tarifini yapmış, yasa koyucunun önalım hakkını düzenlerken takip ettiği gayenin taşınmazın parçalanmasını önlemek, paydaşlar
arasında öteden beri mevcut münasebeti devam ettirerek araya yabancı bir şahsın girmesine mani olmak şeklinde açıklamış, dayandığı
esasın paydaşın temlik hakkını bu satım sözleşmesi ile sınırlamak olduğunu belirtmiştir. Bundan sonra miras hukuku ile ilgili
amaçlar veya bağışlama gibi düşüncelerle kendi evladına veya akrabasına satış yapması halinde önalım hakkının cereyan edip
etmeyeceğini açıkladığı kurallar ve esaslar çerçevesinde düşünmüştür. İçtihadı Birleştirme Kararında irdelenen Federal Mahkeme
kararları ve yabancı hukuk alimlerinin ortak düşüncesi müstakbel miras hissesine mahsuben varise yapılan satışlarda önalım hakkının
kullanılamayacağıdır. Bu karar ve görüşlerin tümü müstakbel miras hakkından söz etmektedir. İsviçreli şarihlerden Wieland, malikin
hemşiresinin çocuğu tabirini kullanmışsa da elimizde tam metin olmadığından kardeşin yasal mirasçısının olup olmadığı bu nedenle mi
payın yeğene satıldığı anlaşılamamaktadır.

Uyuşmazlığa konu edilen İçtihadı Birleştirme Kararları birçok Türk Hukuk Profesörleri tarafından da inceleme ve araştırma konusu
yapılmıştır. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi profesörlerinden F.Necmettin Feyzioğlu’nun doçentlik tezi şufa hakkı isimli
eserinde konu müstakbel mirasın önceden verilmesi vs. gibi miras hukukuna müteferri maksatların hakim olduğu temlikler başlığı
altında 260-272. sahifelerde detayları ile incelenmiştir. Prof. Şükran Tamam Şıpka, Prof. Fikret Arık, Tahir Sebük’ün de
görüşlerine göre bu temlik çeşidi miras hissesinin peşinen verilmesi amacını taşır. Bu nedenle miras yolu ile intikal hükümlerine
tabi olması gerekir. Akraba kavramını miras hukuku anlamında mirasçılık sıfatını taşıyan akrabalar olarak anlamak gerekir. Çünkü
mirasçı sıfatını taşımayan diğer akrabalara yapılan satışta miras endişesi yaşanmaz. Miras Hukuku ancak mirasçı olan akrabayı
ilgilendirir. Her akraba mirasçı olmayabilir. Bu görüşlerden yola çıkılacak olursa İçtihadı Birleştirme Kararı’ndaki bu düzenleme
önalım hakkının engellenmesi ve kanunun dolanılması açısından en elverişli zemini hazırlamaktadır. Akraba kavramının gereksiz yere
genişletilmesi, uzaktan yakından herkesin akraba olduğunu ileri sürmesine ve tarafı olduğu satış işleminin muvazaalı olduğunu
savunması yol açar, önalım hakkı kullanılamaz bir hale getirebilir.

Sonuç olarak, davalı paylı mülkiyete tabi taşınmazda pay satın almıştır. Davacılarda aynı taşınmazda paydaş olup, yasanın
kendilerine sağladığı önalım (öncelikle alma) hakkını kullanarak davalının satın aldığı payların iptalini istemişlerdir.
Davacıların satış işlemi ile doğmuş olan önalım hakları bu çeşit bir savunmaya itibar edilerek ortadan kaldırılamaz. Satış tarihi
itibariyle satıcı teyzelerin davalı yeğenlerinden önce gelen mirasçısı sağ olup davalı, hiçbir şekilde teyzelerine mirasçı olamaz.
Bu nedenle İçtihadı Birleştirme Kararı’nda bahsedilen akraba kapsamı dışında kalacak, 3. kişi durumuna düştüğünden de hibe
savunmasında bulunamayacaktır. Dairemizin tapudaki satış işleminin tarafları arasında doğrudan miras payı bulunmadığından önalım
hakkının tanınması gerektiği yolundaki çoğunluk bozma kararı ve Hukuk Genel Kurulu’nun direnme kararının bozulmasına ilişkin
oyçokluğu ile verdiği kararı doğru ve isabetlidir.

Dairemiz ve Hukuk Genel Kurulu 27.3.1957 tarih 12/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’na aykırı bir karar vermemiştir. Sadece
İçtihadı Birleştirme Kararı’nda sözü edilen akraba sözcüğüne gerekçeleriyle birlikte açıklamalar getirilmiş, akrabadan amaçlananın
mirasçı durumunda olan akraba olduğu belirtilmiştir. Hukuk Genel Kurulu’nca da akrabalık kavramı tartışılmış, yukarıda
ayrıntılarıyla açıkladığımız savunma ve gerekçelerimiz benimsenerek direnme kararı oyçokluğu ile bozulmuştur.

Mahkemenin daha önce tartışılan direnme gerekçeleri, karar düzeltme nedeni olarak tekrar ileri sürülmüştür. Olayda HUMK.’nun 440/1.
maddesinde dört madde olarak gösterilen karar düzeltme nedenleri bulunmamaktadır. Hukuk Genel Kurulu’nun kararından dönmesini
gerektiren hiçbir neden yoktur. Açıkladığım tüm bu nedenlerle sayın çoğunluğun karar düzeltme isteminin kabulüne ilişkin kararına
katılmıyor, karar düzeltme isteminin reddine karar verilmesi gerektiğini düşünüyorum.

VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0 (from 0 votes)

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.