Yargıtay tescilli markalarda haksız rekabet ve marka koruması sınırlarını belirledi
Yüksek Mahkeme, tescilli markaların korunmasında Sınai Mülkiyet Kanunu’nun yeterli olduğuna ve artık haksız rekabet hükümleriyle eş zamanlı koruma sağlanamayacağına karar vermiştir.
Antalya merkezli iç mimarlık firmasının marka hakkı mücadelesi
Davacı şirket, “… iç mimarlık+ şekil” ibareli tescilli markalarının ve ticaret unvanının esaslı unsuru olan “… İç Mimarlık” sözcük grubunun davalılarca internet ortamında izinsiz kullanıldığını ileri sürmüştür. Davalıların, alan adları, yönlendirici kodlar ve anahtar kelimeler aracılığıyla markayı markasal olarak istimal ettikleri, bu durumun hem marka ihlali hem de haksız rekabet oluşturduğu iddia edilmiştir. İlk derece mahkemesi, davalı eylemlerinin iltibas tehlikesi yarattığını saptayarak davanın kabulüne karar vermiştir.
Alan adları ve anahtar kelime kullanımındaki ihlaller
Yapılan incelemelerde, davalılara ait 15 internet sitesinde davacının tescilli markasıyla birebir aynı olan ibarelerin başlık sekmesi veya içerik açıklaması olarak kullanıldığı tespit edilmiştir. Bu kullanımın, Antalya ilindeki iç mimarlık ofislerine yönelik genel bir tanımlama değil, doğrudan bir iktisadi kaynağa işaret etme amacı taşıdığı ve tüketicileri yanılttığı vurgulanmıştır.
Kümülatif koruma ilkesinde köklü değişiklik
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, bu kararıyla geçmişteki uygulamalarından farklı bir hukuki yaklaşım benimsemiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) ile 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) arasındaki ilişkiyi yeniden değerlendiren daire, tescilli haklar için artık “kümülatif koruma” ilkesinin uygulanamayacağını açıklamıştır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun etkisi
Eski Türk Ticaret Kanunu’nda (6762 sayılı) marka ve işaretlerin haksız kullanımı açıkça haksız rekabet halleri arasında sayılmıştı. Ancak yeni TTK’nın 55. maddesinde bu ibarelere yer verilmemiştir. Kanun koyucunun bu değişikliği, tescilli markaların zaten SMK kapsamında daha üstün ve özel hükümlerle korunuyor olmasından dolayı yaptığı belirtilmiştir. Bu nedenle, tescilli markaya tecavüz teşkil eden bir eylem için ayrıca haksız rekabet hükümlerine dayanılarak karar verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.
Marka hükümsüzlüğü taleplerinin reddi ve tescilin geçerliliği
Davalı tarafın karşı davasında ileri sürdüğü, “Antalya” ve “İç Mimarlık” ibarelerinin tanımlayıcı olduğu ve tescil edilemeyeceği yönündeki iddialar reddedilmiştir. Mahkeme, söz konusu ibarelerin bir bütün olarak somut ayırt edici niteliğe sahip olduğunu ve SMK 5/1-c hükmü anlamında tescil engelinin bulunmadığını teyit etmiştir. Yargıtay, markanın tescilli sınıflarındaki korunmasının devam etmesi gerektiğini onamıştır.
Karşı oy yazısındaki farklı hukuki yaklaşımlar
Kararda yer alan karşı oy yazısında ise kümülatif koruma ilkesinin korunması gerektiği savunulmuştur. Muhalif üyeler, haksız rekabet hukukunun sadece hak sahibini değil, tüketicileri ve rakipleri de koruyan bağımsız bir koruma modeli olduğunu ifade etmişlerdir. Ayrıca Avrupa Birliği müktesebatında da fikri mülkiyet haklarının genel hükümlerle birlikte korunmasının engellenmediği vurgulanarak, çoğunluk görüşünün “kanun koyucunun yerine geçmek” olduğu iddia edilmiştir.








