Ana sayfa Yargı Kararları YHGK 8.12.2010 E.2010/18-643 – K.2010/648

YHGK 8.12.2010 E.2010/18-643 – K.2010/648

410
0

– İsim Düzeltilmesi (Küçüğün – Taraf Teşkili)
– Nüfus Kaydının Düzeltilmesi (İsim Düzeltilmesi – Taraf Teşkili – Veli Olmayan Babanın Hakları)
– Veli Olmayan Babanın Hakları (İsim Düzeltilmesi)
– Dava Şartı (Taraf Teşkili)
– Taraf Teşkili (Dava Şartı – Küçüğün İsminin Değiştirilmesi)
– Velayet Hakkı Bulunmayan Baba (Küçüğün İsim Düzeltilmesi Davası)

TMK.27, 339/son

Adı değiştirilmek istenilen küçüğün anne ve babasının boşandıkları, küçüğün velayetinin davacı anneye verildiği, annenin de tek
başına eldeki davayı açtığı anlaşılmaktadır.

Taraflar boşanmış ve velayet davacı anneye verilmiş olsa da; bu durum eldeki davada dava dışı olan küçüğün babasının gerçekte
onun babası olması durumu değiştirmez.

Kaldı ki, velayet şartlarında daha sonradan oluşabilecek değişiklik nedeniyle velayetin babaya verilmesi de ihtimal
dahilindedir.

Çocuğun adını anne ve baba birlikte belirlediklerinden değiştirilmesi talebini de yasal şartların oluşması halinde mahkemeden
birlikte istemeleri gerekir.

Anne ve babanın bu taleplerini birlikte yapmamaları veya değişiklik üzerinde anlaşamamaları halinde birinin başvurusu üzerine
değerinin davada taraf olarak katılımı sağlanmalıdır.

Taraf teşkiline ilişkin bu husus dava şartı olup, kamu düzenine ilişkin olmakla davanın her aşamasında mahkemece re’sen dikkat
edilmesi gereken bir olgudur.

DAVA ve KARAR:

Taraflar arasındaki “nüfusta isim düzeltme” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;

Yalova 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 7.10.2009 gün ve 2009/217- 298 esas, karar sayılı kararın
incelenmesi davacı tarafından istenilmesi üzerine,

Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 23.3.2010 gün ve 2009/14014 Esas –2010/4471 Karar sayılı ilamı;

(…Davacı dava dilekçesinde, kızının Sude adı ile tanındığını, belirterek kayden Ruhiye olan adının Sude olarak
değiştirilmesini istemiş, mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 27. maddesi hükmü uyarınca kişi, haklı nedenlere dayanarak adının değiştirilmesini hakimden
isteyebilir. Yargıtay uygulamalarında yasanın buyurucu hükümlerine aykırı olmamak koşuluyla bir kişi çevresinde tanındığı adını
kullanabilir ve bu adla nüfusa tescilini isteyebilir. Somut olayda davacının kızının “Sude” adı ile tanındığı dosya içeriğinden
anlaşıldığına göre, adının değiştirilmesi için haklı nedeni bulunduğundan istemin kabulü gerekirken yerinde olmayan
gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle,
yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan
sonra gereği görüşüldü:

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI:

Dava, nüfusta isim düzeltme istemine ilişkindir.

Davacı, velayeti altındaki kızının Sude adı ile tanındığını belirterek, kayden Ruhiye olan adının Sude olarak değiştirilmesini
talep ve dava etmiştir.

Davalı idare temsilcisi, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

C. Savcısı beyanında; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Yerel Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine; Özel Dairece, yukarıya
aynen alınan gerekçeyle bozulmuş, Yerel Mahkemece direnme kararı verilmiştir. Hükmü temyize davacı ve Cumhuriyet Savcısı
getirmektedir.

Hukuk Genel Kurulu`ndaki görüşme sırasında, işin esasına girilmeden önce, küçüğün babasının davaya katılımının gerek olup
olmadığı, diğer bir deyişle taraf teşkilinde eksiklik olup olmadığı, ön sorun olarak incelenmiştir.

Bu aşamada öncelikle taraf teşkili üzerinde durmak gerekmektedir.

Taraf teşkili dava şartı olup, davanın her aşamasında mahkemece re’sen dikkat edilmesi gereken bir olgudur ve mahkemenin, bozma
ilamını ve duruşma gününü taraflara kendiliğinden tebliğ edip taraf teşkilini sağlaması, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun
amir hükmü gereğidir (Hukuk Genel Kurulu`nun 4.3.2009 gün ve 2009/9-52-105 esas, karar; 14.4.2010 gün ve 2010/21-200-216 esas,
karar sayılı ilamları).

Bu husus kamu düzenine ilişkin olmakla yargılamanın her aşamasında re’sen nazara alınması gerektiğinden, usulü kazanılmış
hakkın da istisnasıdır.

Diğer taraftan 4721 sayılı TMK.nun 339/son maddesi, çocuğun adını ana ve babası koyar, hükmünü taşımaktadır.
Somut olaya gelince; adı değiştirilmek istenilen küçüğün anne ve babasının boşandıkları, küçüğün velayetinin davacı anneye
verildiği, annenin de tek başına eldeki davayı açtığı anlaşılmaktadır. Taraflar boşanmış ve velayet davacı anneye verilmiş olsa
da; bu durum eldeki davada dava dışı olan küçüğün babasının gerçekte onun babası olması durumu değiştirmez. Kaldı ki, velayet
şartlarında daha sonradan oluşabilecek değişiklik nedeniyle velayetin babaya verilmesi de ihtimal dahilindedir. Yukarıda da
belirtildiği üzere çocuğun adını anne ve baba birlikte belirlediklerinden değiştirilmesi talebini de yasal şartların oluşması
halinde mahkemeden birlikte istemeleri gerekir. Anne ve babanın bu taleplerini birlikte yapmamaları veya değişiklik üzerinde
anlaşamamaları halinde birinin başvurusu üzerine değerinin davada taraf olarak katılımı sağlanmalıdır. Taraf teşkiline ilişkin
bu husus dava şartı olup, kamu düzenine ilişkin olmakla davanın her aşamasında mahkemece re’sen dikkat edilmesi gereken bir
olgudur.

Ayrıca Hukuk Genel Kurulu`ndaki görüşme sırasında Türkiye`nin de taraf olduğu Uluslararası Sözleşmeler ve çocuğun hakları
üzerinde durulmuş, dinlenmesi yönünde görüşler ileri sürülmüştür. Gerçekten Türkiye`nin kabul ettiği ve taraf olduğu “Çocuk
Haklarına Dair Sözleşme”nin 12. maddesi ile, “Çocuk Haklarının Kullanılmasına Dair Avrupa Sözleşme”sinin 1, 2 ve 6. maddelerine
göre; görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocukların, adli merciler önünde kendilerini ilgilendiren her konuda
bilgilendirilmelerini ve bu davalara katılmalarına izin verilmesi bir hak olarak düzenlenmiş olup, ayrıca bu hususların adli
merciler tarafından yerine getirilmesi aynı zamanda yükümlülük olarak öngörülmüştür. Ancak, bozma sebebine göre anılan hususlar
bu aşamada ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır.

Yerel Mahkemece, yukarıda belirtilen maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan taraf teşkili sağlanmaksızın esasa ilişkin hüküm
kurulması usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı açıklanan değişik gerekçelerle bozulmuş; bozma nedenine göre işin
esasının incelenmesine geçilmemiştir.

SONUÇ: Davacı Fatoş Çelik ve Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının BOZULMASINA, oyçokluğu ile
karar verildi.

Y.H.G.K. 8.12.2010 E.2010/18-643 – K.2010/648

Önceki makaleY2CD 17.1.2011 E.2009/22024 – K.2011/58
Sonraki makaleY9HD 23.2.2010 E.2010/6379 – K.2010/4627

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.