Tapu Kaydında Kimlik Bilgilerinin Düzeltilmesi
YHGK 13.06.2019 E.2017/1828 – K.2019/646

Tapu kayıtlarında malik kimlik bilgilerinin düzeltilmesi istemine ilişkin davada;

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık;
Tapu kaydında malik kimlik bilgilerinin düzeltilmesi istemine konu eldeki davada, mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmaya yeterli olup olmadığı noktasında toplanmakta OLUP:

Hukuk Genel Kurulunca somut olayda mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin yeterli olmadığı sonucuna varılmıştır.

Özel Daire bozma kararında belirtildiği üzere mahallinde yerel bilirkişiler ve varsa tespit bilirkişileri eşliğinde keşif yapılarak,
Bilirkişilerin ve tanıkların keşifte yeniden dinlenilmesi ve ayrıntılı beyanlarının alınması, taşınmazların öteden beri kimin kullanımında olduğunun saptanması,

Davacının miras bırakanı …`in aile şöhretinin ya da baba adının halk arasında “Kadıo”,”Kadı” ya da “Kadıoğlu” olup olmadığının da sorularak açıklığa kavuşturulması,

Miras bırakan …`in anne, baba ve kardeşlerini, özellikle kardeşi Ahmet Turan`ın kimlik bilgilerini gösterir nüfus aile kayıt tablosunun Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünden (arşiv araştırması dahil) getirtilerek incelenmesi,

Diğer yandan davaya konu 4042 ve 5069 parsel sayılı taşınmazların tesciline esas kadastro tespit tutanaklarında 460 ve 179 tahrir numaralı vergi kayıtlarının bulunduğu anlaşıldığından bu kayıtların da getirtilmesi ve tüm deliller toplandıktan sonra bir arada değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekmektedir.

TMK.70, 1027 – HMK.12, 382, Geç.1

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI

Taraflar arasındaki “tapu kaydında kimlik bilgilerinin düzeltilmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda

Kayseri 3. Sulh Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 07.11.2013 tarihli ve 2012/1593 E., 2013/1524 K. sayılı kararın davacı tarafından temyizi üzerine,

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 21.04.2014 tarihli ve 2014/1537 E., 2014/8244 K. sayılı kararı ile:

“…Dava,
tapu kaydında yanlış yazılan kimlik bilgilerin düzeltilmesi isteğine ilişkindir.

Mahkemece,
iddianın ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Davacı
, mirasbırakanı …`in paydaşı olduğu 5069, 4858 ve 4042 parsel sayılı taşınmazların tapu kaydında,
`Fatma` olması gereken adının `Sare`,
`Şükrü` olması gereken baba adının `Kadı o` yazıldığı, soyadının yazılmadığını ileri sürüp,
kayıtların `Fatma Kadıoğlu:Şükrü kızı` olarak düzeltilmesi isteğiyle eldeki davayı açtığı açmıştır.

Bilindiği üzere; taşınmazların, kadastro tespiti ya da tapuya tescili sırasında mülkiyet hakkı sahibinin adı, soyadı, baba adı gibi kimlik bilgilerinin kayda eksik ya da hatalı işlenmesi, kayıt düzeltme taleplerinin kaynağını oluşturur. Bu tür işlerde kimlik bilgileri düzeltilirken, taşınmaz malikinin değişmemesi, diğer bir anlatımla mülkiyet aktarımına neden olunmaması gerekir.

Bu tür işler, 6100 sayılı HMK’nin 382/9-ç maddesi gereğince çekişmesiz yargı usulüne göre sulh hukuk mahkemesinde ve taşınmazın aynına ilişkin bulunduğundan, aynı Kanunun 12. maddesi uyarınca taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde görülür ve işin niteliği itibarıyla maktu harç alınır.

Tapuda kayıt düzeltilmesi ve tespit taleplerini, tapu maliki ile mirasçıları isteyebilir.

Bunun yanı sıra, 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren Türk Medeni Kanununun 702. maddesinin son fıkrası gereğince,
ortaklardan her birinin topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabileceği ve bu korumadan bütün ortakların yararlanabileceği öngörüldüğünden elbirliği mülkiyetinde, ortaklardan herhangi biri de tek başına tapuda murisin kimlik bilgilerinin düzeltmesini isteyebilir.
Ayrıca bu işlerin, bir başka dava nedeniyle verilen yetkiye dayanılarak açılması da mümkündür. Böyle bir yetki verildiğinde yetkiye dayanarak talep eden kişinin takip yetkisi vardır.

HMK`nin geçici birinci maddesi gereğince
“Bu Kanunun yargı yolu ve göreve ilişkin hükümleri, Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki tarihte açılmış olan davalarda uygulanmayacağından” kanunun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonra yapılan taleplerin tapu müdürlüğüne ilgili sıfatıyla yöneltilerek yapılması gerekir.

Bu tür işlerde mahkemece sağlıklı bir inceleme yapılmalı ve kayıt maliki ile ismi düzeltilecek kişinin aynı kişi olduğu kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanmalıdır.
Bu saptama yapılırken de aşağıda açıklanan yöntem izlenmelidir:

1- Kimlik bilgilerinde düzeltme yapılması veya tespiti istenen talep konusu taşınmazların tapu kayıtları (ilk tesis ve tedavülleriyle) ve kadastro tutanakları (tespit ve tescile esas alınan tüm dayanak belgeleriyle) ayrıca taşınmazlar kadastrodan sonra edinilmişse buna ilişkin tüm belgeler ile birlikte getirtilmelidir.

2- Nüfus müdürlüğünden, talep konusu taşınmazların tapu kayıtlarında malik olarak görünen kişi ile aynı kimlik bilgilerine sahip bir başka kişi veya kişilerin nüfus kayıtlarında bulunup bulunmadığı araştırılmalı, mevcut ise bu kişi veya kişiler duruşmaya çağrılarak telep konusu taşınmazlarda mülkiyet hakkı iddiaları bulunup bulunmadığı kendilerinden sorulmalı, kaydı düzeltilecek kişilerin nüfus kayıtları, tapu kayıtları ve dayanakları ile bağlantı kurulacak şekilde incelenmelidir.

3- Taşınmazın bulunduğu yerleşim yerinde zabıta aracılığı ile kayıt maliki ile aynı ismi taşıyan başka kişi veya kişilerin bulunup bulunmadığı da araştırılmalıdır.

4- İstem konusunda tanıklar dinlenmelidir.

5- Tüm bu araştırmalar sonucu hala kesin bir kanaat oluşmamış ise mahallinde keşif yapılarak; tanıklar ve varsa tespit bilirkişileri taşınmaz başında dinlenmelidir.

Açıklanan bu hususlar çerçevesinde yapılacak inceleme ve araştırma sonucu, tapu ve nüfus bilgileri arasında bağlantı ve tutarlılık sağlandığında talebin kabulü yoluna gidilmelidir.

Talebin niteliği gereğince, yargılama harcı ve vekalet ücreti maktu olarak belirlenmelidir.

Tapu müdürlüğü ilgili sıfatıyla yasal hasım olduğundan yargılama giderlerinden ve yargılama giderlerinden olan vekalet ücretinden sorumlu tutulmamalıdır.

Somut olayda;

Mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hükme elverişli ve yeterli olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur.
öyle ki; davacı keşif deliline de dayanmış olup, mahkemece yapılan araştırma sonucu yeterli kanaate varılmadığı takdirde taşınmaz başında keşif yapılması, yerel bilirkişi ya da tespit bilirkişilerinin beyanına başvurulması gibi hususlar değerlendirilmemiştir.

Hal böyle olunca;
yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca araştırma ve inceleme yapılması, davacı delillerinin eksiksiz toplanılması, mahallinde yerel bilirkişiler ve varsa tespit bilirkişileri eşliğinde keşif yapılması, varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir…”

gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, tapu kayıtlarında malik kimlik bilgilerinin düzeltilmesi istemine ilişkindir.

Davacı,
Kayseri İli, Talas İlçesi, Erciyes Köyü, Akçakaya Mahallesinde kain 5069, 4858 ve 4042 parsel sayılı taşınmazlarda 1/2 pay sahibi olan ve halk arasında Sare olarak bilinen anneannesi Şükrü kızı Fatma Kadıoğlu`nun adının Sare, baba adının ise “Kadı o` olarak yazıldığını,
bu yanlışlığın intikal işlemleri sırasında anlaşıldığını,
taşınmazın uzun yıllardır kendi kullanımlarında bulunduğunu ileri sürerek, malikin kimlik bilgilerinin “Şükrü kızı Fatma Kadıoğlu” şeklinde düzeltilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili,
iddianın kanıtlanması gerektiğini beyan ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkemece,
dava konusu taşınmazların bulunduğu yerleşim yerinde kayıt maliki “Sare, Kadı kızı” ile aynı ismi taşıyan başka kişi ve kişilerin bulunup bulunmadığına ilişkin olarak yapılan araştırmada şahsın tanınmadığının bildirildiği,
nüfusta Fatma Kadıo, Fatma Kadıoğlu, Kadı kızı Sare, Sare Kadıo isimlerinde kayıtlı kişilere rastlanılmadığı,

tapu kayıtları ve kadastro tutanaklarının tetkikinde de,
dava konusu taşınmazların Kadı evlatları Duran ve Sare adına kayıtlı olduğu,

dosyaya sunulan nüfus kaydına göre ise,
davacının anneannesi Fatma’nın kardeşlerinin Emin ile Hacı Ömer olduğu, Duran diye bir kardeşinin bulunmadığı, böyle olunca davacının anneannesi Fatma ile tapu maliki Sare`nin aynı kişi olduğunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Karar davacı tarafından temyiz edilmiş,

Özel Dairece
yukarıda başlık kısmında açıklanan gerekçe ile bozulmuştur.

Mahkemece,
önceki gerekçeler yanında,
1971 ve 1972 yıllarında yapılan kadastro sırasındaki tespit bilirkişilerine ulaşma imkanının olmayacağı hususunda taktir hakkının kullanıldığı,
davacının tutanak bilirkişilerinin dinlenmesi yönünde bir talebinin bulunmadığı,
temyiz dilekçesinde mahalli bilirkişilerin dinlenilmediğini iddia ettiği, ancak gerek taşınmazın bulunduğu yerde yapılan araştırmada gerekse davacı tanıklarının beyanında davacının iddiasını ispat edecek nitelikte bir beyanın yer almadığı, kaldı ki tanıkların bile net bilgisinin bulunmadığı bir durumda mahalli bilirkişilerin herhangi bir bilgisinin olmayacağı,
yapılması gereken tüm araştırmaların mahkemece yerine getirildiği, keşif yapılıp bu keşif sırasında mahalli bilirkişi yada tutanak bilirkişisi dinlense dahi nüfus kayıtları ile tespit edilen ve mahkemece kabul edilen ret gerekçelerine aykırı bir durumun tespit edilemeyeceği gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.

Direnme kararı, davacı ve davalı vekilince temyiz edilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tapu kaydında malik kimlik bilgilerinin düzeltilmesi istemine konu eldeki davada, mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmaya yeterli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Bilindiği üzere, tapu kaydının düzeltilmesi davaları kaynağını 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 1027. maddesinden almaktadır.
Bu madde hükmüne göre,
ilgililerin yazılı rızaları olmadıkça, tapu memuru, Tapu Sicili Tüzüğü kuralları uyarınca resen düzeltilmesi mümkün olan basit yazı yanlışlıkları (adi yazım hataları) dışında, mahkeme kararı olmadıkça, hiçbir düzeltmede bulunamaz.

Diğer taraftan,
tapu müdürlüğüne husumet yöneltilerek açılması gereken kayıt düzeltme davaları, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 382/ç-1. maddesi gereğince çekişmesiz yargı usulüne tabi olup, mahkemece kendiliğinden (resen) araştırma ilkesi uyarınca deliller toplanılarak karar verilir.

Tapuda isim düzeltilmesi davalarındaki amacın tapu kayıtlarının nüfus kayıtlarına uygun hale getirilmesine yönelik olduğu dikkate alındığında, mahkemece sağlıklı bir inceleme yapılmalı ve kayıt maliki ile ismi düzeltilecek kişinin aynı kişi olduğu kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanmalı, yapılan inceleme ve araştırma sonucunda tapu ve nüfus bilgileri arasında bağlantı ve tutarlılık sağlandığı takdirde davanın kabulü yoluna gidilmelidir.

Somut olayda mahkemece toplanan delillerin hüküm kurmaya yeterli olup olmadığı hususuna gelince,

Dava konusu 4042, 4858 ve 5069 parsel sayılı taşınmazlar 40 seneden beri nizasız ve fasılasız malik sıfatıyla zilyetliklerinde bulundurmaları ve her ikisinin de bilinmeyen tarihlerde ölümü,
mirasçılarının da kesin olarak bilinmeyişi nedeniyle senetsizden Kadı evlatları Duran ve Sare adlarına 1/2 paylarla tapulama ile tespit ve tescil edilmiş olup;
davacı, tapu kaydında “Kadı kızı Sare” olarak gösterilen kayıt malikinin gerçekte kendi anneannesi “Şükrü kızı …” olduğu, anneannesinin halk arasında “Sare” adıyla bilindiğini ileri sürülerek eldeki dava açılmıştır.

Davacının miras bırakanı Şükrü kızı …`e ait nüfus kaydı incelendiğinde ise,
01.07.1904 doğum tarihli olup 25.05.1972 tarihinde öldüğü, Emin, Hacı Ömer ve Ahmet Turan isminde üç erkek kardeşinin bulunduğu,
kardeşlerinden 01.07.1899 doğum tarihli Emin`in 05.03.1919 tarihinde,
01.07.1901 doğum tarihli Hacı Ömer`in 19.03.1912 tarihinde,
14.05.1907 doğum tarihli Ahmet Turan`ın ise 10.05.1961 tarihinde öldükleri görülmektedir.

Yerel mahkemece, tapulama tutanaklarına göre kayıt maliki Sare`nin Emin ve Hacı Ömer isimli kardeşlerinin bulunmadığı belirtilmiş ise de Emin ve Hacı Ömer`in 1972 yılında yapılan tespitten çok uzun yıllar önce ölmüş olmaları nedeniyle tespit bilirkişileri tarafından hiç bilinmiyor olmaları ihtimali oldukça yüksek olduğu gibi nüfus kaydında Emin`in soyadının bulunduğu yerde “Kadıo” yazılı olduğu gözetildiğinde aile şöhretlerinin “Kadıo”, “Kadı” ya da “Kadıoğlu” olması da muhtemeldir.
Diğer yandan, mirasbırakan …`in hem anneannesi hem de babaannesinin isimleri Sare olup, mahkemece dinlenen tanıklar Fatma`yı halk arasında Sare olarak bildiklerini beyan etmişlerdir.
Ayrıca, …`in kardeşi Ahmet Turan`ın ikinci adının, tapulama tutanaklarında Sare`nin kardeşi olarak gösterilen diğer kayıt maliki “Duran” ile oldukça benzer olduğu da gözetildiğinde eldeki davada tapu kayıtları ile nüfus kayıtları arasında hiçbir şekilde irtibat kurma imkanının bulunmadığı söylenemez.
Böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca somut olayda mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin yeterli olmadığı sonucuna varılmıştır.

Bu durumda,
Özel Daire bozma kararında belirtildiği üzere mahallinde yerel bilirkişiler ve varsa tespit bilirkişileri eşliğinde keşif yapılarak,
bilirkişilerin ve tanıkların keşifte yeniden dinlenilmesi ve ayrıntılı beyanlarının alınması, taşınmazların öteden beri kimin kullanımında olduğunun saptanması,
davacının miras bırakanı …`in aile şöhretinin ya da baba adının halk arasında “Kadıo”,”Kadı” ya da “Kadıoğlu” olup olmadığının da sorularak açıklığa kavuşturulması,
miras bırakan …`in anne, baba ve kardeşlerini, özellikle kardeşi Ahmet Turan`ın kimlik bilgilerini gösterir nüfus aile kayıt tablosunun Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünden (arşiv araştırması dahil) getirtilerek incelenmesi,
diğer yandan davaya konu 4042 ve 5069 parsel sayılı taşınmazların tesciline esas kadastro tespit tutanaklarında 460 ve 179 tahrir numaralı vergi kayıtlarının bulunduğu anlaşıldığından bu kayıtların da getirtilmesi ve tüm deliller toplandıktan sonra bir arada değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekmektedir.

Hal böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına, bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilave nedenlerle uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davacının temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan ilave gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcın yatırana iadesine, aynı Kanunun 440/III-2. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 13.06.2019 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.


YHGK 13.06.2019 E.2017/1828 – K.2019/646

VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0 (from 0 votes)

Görüş Bırakın




Arama?

Site içinde arama yapmak için aşağıdaki formu kullanın:

Aradığınız sonuca ulaşamıyorsanız, lütfen bizimle irtibata geçiniz. Yorum bırakın sizinle irtibata geçelim.
www.kazancihukuk.com

+90212 296 87 52

Arşiv

Tüm girişler, son altı aylık...